31 Temmuz 2013 Çarşamba

DENEY/MARIO GIORDANO


Gönderen: Selgin GB




Hikâye 1972 yılında Stanford Üniversitesi’nde hapishanenin insan psikolojisi üzerine etkileri araştırılmak üzere yapılan Zimbardo deneyinden esinlenerek kurgulanmış. Anlatılanlar aslında iktidar ve gücün nelere muktedir olduğunu, gücün kişilere nasıl bir dayanak sağlayabileceğini, mantıksızın nasıl mantıklı kabul edilebildiğini ve her şeyden önemlisi ezik insanların bir şekilde güç sahibi olduğunda bunu nasıl olumsuz şekilde kullanabildiğini, asıl bu yapıdaki insanların normal hayatta bu psikolojiye sahip olmayan, bir şekilde hayata tutunmayı başarmamışlardan diğerlerine kıyasla daha kolay ve daha fazla güç bağımlısı olabildiklerini gözler önüne seriyor.

Hızlı ama zor okunan bir kitap. Ola ki, önceden okuduysanız ( yada adaptasyon iki filminden birini gördüyseniz) bile iktidar-güç-itaat- karşı koyma dörtgeni çerçevesinde bir kere daha okumanızı tavsiye ederim.


Deney/Mario Giordano
Sel Yay./2012, 1. bası/296 sayfa
Çeviren: Regaip Minareci
Roman

30 Temmuz 2013 Salı

KÜN/SEZGİN KAYMAZ


Gönderen: Leylak Dalı



İlk kitabı "Uzunharmanlarda Bir Davetsiz Misafir"den bu yana zevkle takip ettiğim ve tüm külliyatını hatmettiğim bir yazar Sezgin Kaymaz. Son kitabından bu yana epey ara vermişti, o nedenle "Kün"e sevinçle başladım ve bitirdiğimde "galiba en sevdiğim kitabı bu" diye düşünerek bıraktım elimden.

Kitap henüz piyasaya çıkmadan tanıtım filmini izleyince başlamıştı merakım. Erkan Can'ın muhteşem oyunuyla Muhtar Hacı Naci Kalaycı'yı canlandırdığı kısacık film bize çok ilginç bir roman okuyacağımızın adeta müjdesini veriyordu. İzlemek isteyenler için  BURADA.

Konya'da ve Ankara'nın varoşlarında geçen roman Sezgin Kaymaz'ın bilindik fantastik anlatımıyla soluksuz okutuyor kendini. "Kün", "Ol" demekmiş ve bu kitapta bir sürü şey oluyor. Ölüler örgütlenip dirileri oynatıyor, köpekler konuşuyor, rüyalar gerçek oluyor, küçücük çocuklar kocaman adamları dövüp yerden yere vuruyor, çatlak sesli isportacılar minareye çıkıp öyle müthiş bir ezan okuyor ki cami hıncahınç doluyor. O kadar güzel kahramanlar var ki yüreğinize alasınız geliyor. Hüdai Nabit, Muzaffer Hoca, küçük dövüşken Ömer, Konya ağzıyla konuşan köpek Çeto ayrı ayrı dahil oluyorlar hayatınıza. Daha birbirinden ilginç onlarca tip var ve kimi zaman ürperip kimi zaman gülümseyerek okuyorsunuz maceralarını. Kısacası ben bu kitabı çok sevdim ve okunmalı diyorum, gerisi size kalmış...


Kün/Sezgin Kaymaz
İletişim Yay./2013, 1. bası/479 sayfa
Roman

29 Temmuz 2013 Pazartesi

TEZCANLI HAYALET AVCILARI/MÜGE İPLİKÇİ


Gönderen: atalet



Bazen hayalleri severiz.. bazense hayaletleri..
ne yazık ki ikisi için tek ortak olan yan, ikisinin de de yaşamadığıdır..
ne yazık ki yaşamamaları.. yaşam içinde olmadıkları anlamına gelmez..

kitapların girişlerinden önce yer alan önsöz ithaf ve epigramları  okuyanlardansanız..
bunların genellikle sıradan alıntılar olduklarının da farkındasınızdır..

tezcanlı hayalet avcıları kimi yeni.. dumanı üzerinde..
kimi öyküler ise daha önce basılmış olanlarda  seçilmiş bir öykü derlemesi..
beklenenin aksine kitabın içinde yer alan 13 öykü arasında bu isimde bir öykü yok..

öykülerin kahramanları farklı farklı yapıdalar.. hepsi de  "hayal ve hayalet" peşindeler..
günlük yaşamın basit ayrıntıları içinde yaşarlarken..
her biri birden  "bir kırılma anı"na denk geliyor.. bir "aydınlanma" bir "anlama" anı..

Müge İplikçi..bereketli bir yazar..çocuk kitapları.. öykü kitapları..romanları var..
köşe yazarı aynı zamanda..ama ağırlıklı olarak o bir öykü yazarı..
dedim ya bereketli bir yazar.. ve özenli bir sözcük sihirbazı..

"selvi yapacağını yapmış.. onlar geç kalınca çeneyi bağlamış..azeri sara'nın korku ve şaşkınlıktan yarım bıraktığı yer silme temizliğini hızla bitirmişti..bu yüzden kış ortasında ortalık bahar kokusuyla dolmuştu onlar eve girdiğinde.."

öykünün sonunda.. 
durup.. onu içselleştirmek için bir süre beklersiniz hani..
bazen gözlerinizi kapatır.. bazen pencereden uzaklara dalar. bazen ise duvara bakakalırsınız.. 
tüm hisleriniz duyargalara dönüşür.. hani.. hissedebilirsiniz hareketlerini..
bu arada.. 
bazen leziz bir şey yemiş gibi dilinizi şapırdatmak istersiniz 
ve daha var mı diye iştahla kitaba geri dönersiniz..

bazense içinizde bir tel titrer.. inler.. okurken.. ara verip..
onu ararsınız içinizde..
ne teli bulabilir.. ne susturabilir.. 
ne de melodiyi çıkartabilirsiniz .. 
yine de sizdendir.. size ait birşeydir.. 
ancak belirsizdir uçucudur..

işte bu ikinci durumu yaşatıyor bu öyküler..
hoş zamanları hüzünle ve güzel sözcüklerle bezemek için..
kitap arkasında denildiği üzre..
"yaşamın hayaletleriyle gireceğiniz maceralara açılan bir kapı"dan geçivermek için..

Tezcanlı Hayalet Avcıları/Müge İplikçi
Everest yayınları/1. basım, Mayıs 2013/126 sayfa
Öykü 


27 Temmuz 2013 Cumartesi

CUMARTESİ AYRAÇLARI 34



Gönderen: Leylak Dalı




"Uzak Ülke"ye, bir başka uzak ülkeden, "Kore"den gelen ayraç eşlik eder...



26 Temmuz 2013 Cuma

KOLERA GÜNLERİNDE AŞK/GABRIEL GARCIA MARQUEZ


Gönderen: Asortik Krep





Bu kitabı çok sevdim. Günlerce elimden düşmedi. En son Kabak Koyunda bitirdim.

O kadar renkli, dolu dolu anlatımlıydı ki kitap, keşfedilecek yeni yerleri olan bir pazar gibiydi :) Bitmesin istedim. İşlerden dolayı az zaman ayırabildiğimden bir kaç ayrı zamanda okuyup bitirebildim. Yazarı çok sevdim, kitabı da. 

İnternete baktığımda Şadan Karadeniz çevirisinin iyi olmamasına rağmen kitabın harikalığından bahsediliyor. Bence de başta sanki çevirmen girdiği bu evde bir yabancılık çekmiş ve sonradan yazarın diline hakim olmaya çalışmış. Kitabın sonuna doğru başarmış da. Baştaki o sıkıntıyı hissetmeden kendinizi kaptırıp bir çırpıda bitirmek istiyorsunuz. Bir daha fırsat bulursam başka bir çevirmenden tekrar okumak isterim...


Kolera Günlerinde Aşk/Gabriel Garcia Marquez
Can Yay./2012, 22. bası
Çeviren: Şadan Karadeniz
Roman

25 Temmuz 2013 Perşembe

SAKAR CADI VİNİ DENİZİN ALTINDA/VALERİE THOMAS





Cadılar hakkında ne biliyoruz?
Genelde kötü şeyler geliyor ilk olarak aklımıza,
Öyleyse Vini ile henüz tanışmadık,
Sakar Cadı Vini, ne sevimsiz ne kötü sadece biraz sakar.
Kedisi Vilbur ile birlikte simsiyah bir evde yaşıyor ve bir gün tatile gitmeye karar veriyorlar.
Peki nereye gitmeli?
İnternetten biraz araştırınca masmavi denizi, altın sarısı kumları ve Hindistan cevizi ağaçları olan minik bir ada buluyorlar. Vini bavulunu hazırlıyor, Vilbur onun omzuna atlıyor ve gökyüzüne doğru yükseliyorlar; nihayet şirin adadalar.
Vini’nin “CUMBURLOP!” diye suya atlayışı ya da Vilbur’un Hindistan cevizi ağacında uyuyakalmasından sonra nihayet denizin altındayız.
Bambaşka bir dünya var burada; kalabalık ve bir o kadar da heyecanlı.
Islanmaktan nefret eden Vilbur, bir “abrakadabra” ile kedi-balık oldu ve minik balıkları kovalamaya başladı bile.
Onu kıskanan Vini de balık olmak istedi ancak sihirli değneğini tutacak bir kola ihtiyacı vardı; o da turuncu sarı bacakları olan bir ahtapot oldu.
Ahtapot olmak çok eğlenceliydi ancak deniz aslanı ve kılıç balığı da bu eğlenceye katılmak isteyince sihirli değnek kendini eski bir yelkenli geminin enkazında buldu.
“Kırılası süpürgeler!” diye bağırdı Vini ve sihirli değneği aramaya koyuldu.
Denizin altı eğlenceli olduğu kadar tehlikeliydi de ancak Vini “denizin altı”nı keşfetmeye devam etmek istiyordu,
Vini’nin öncelikle sihirli değneği bulması gerekmiyor muydu :)
Sakar Cadı Vini, Valerie Thomas ve Korky Paul’un ortak çalışması, muhteşem bir seri. Duyduğum kadarıyla çocuklar tarafından da çok seviliyor; büyükler de çaktırmadan Vini’yle eğleniyor.
“Sakar Cadı Vini Denizin Altında” ile siz de eğlenceli bir tatile çıkmaya hazır mısınız :)

Sakar Cadı Vini Denizin Altında 
Orijinal Adı: Winnie Under the Sea
Yazar: Valerie Thomas / Resimleyen: Korky Paul
Çeviren: Bülent Doğan
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,  28 sayfa, 3+ yaş,

24 Temmuz 2013 Çarşamba

ALIŞILMADIK KÜTÜPHANELER

Gönderen: Özgür Yağdıran





"bir otelin lobisinde odalarda unutulan ve/veya bırakiıan farklı dillerde kitaplardan olusan küçük bir kütüphane" demiş sevgili katılımcımız.. 

en büyük büyütmede baktım..
gözüme bir Ruth Rendell bir Paul Coelho çarptı.. bir Konsalik var bir rafta..
bazı almanca kitap isimlerini araştırdım.. bir biografi.. bir romantik bir de vampir romanı yakaladım.. bir kaç kriminal'in yanında..
hoş bir kolaj bence.. ve aklıma.. 
geçen sene okuduğum şu yazı geldi 
otellerde "en çok unutulan " kitaplar listesi yazısı.. geçen sene listede başı grinin elli tonu çekmişti..



ALIŞILMADIK KÜTÜPHANELER

Gönderen: Bahar Gürsoy  


ispanya'da.. plaj kitaplığı.. ya da kendi dillerinde söylendiği gibi..
deniz kitaplığı =)..






23 Temmuz 2013 Salı

KİTAPLIĞIMIN EN YAŞLI ÜYESİ


Gönderen: Leylak Dalı





Kitaplığımda yer alan en eski kitap; kapağı ve içinden resimli bir sayfa. Görünüşünden eskiliği belli zaten. Muhtemelen dedemden kalma: 

Tam ve Hakiki Mevlûdu Şerif/Süleyman Çelebi



22 Temmuz 2013 Pazartesi

IRÈNE NEMİROVSKY/PAZAR GÜNLERİ

Gönderen : atalet



"baharın ilk pazar günüydü, ılık sabırsız endişeliydi, insanları evlerinden, şehirden dışarı sürüyordu."

diye başlıyor kitap ve bir anda insanların kadınların içlerine dalıyor..
baharlı ve baharsız içlere dalıyorsunuz..

Irene Némirovsky1903 kiev doğumlu.. sözcüklerin.. yaşamın ve duyguların zamana dair şeyler olmadığının kanıtı bir yazar..

malesef bir toplama kampında vefat etti.. henüz 39 yaşında iken.. kısacık yaşamına iki dünya savaşı bir bolşevik devrimi sığdırdı..

bu kitap.. 1934 ve 1942 arasında yazdığı onbeş öyküsünü derlemiş..
önce romanlarıyla tanınan Némirovsky'nin son yıllarının ürünleri..

kitap arkasından
"İrène Némirovsky inatçı yalnızlığın yazarıdır.. bir hayatta kalma güdüsü gibi.. yasak zevk gibi.. dünyayı anlamanın yöntemi gibi.."

kendinizi ölümünden yıllar sonra eserleriyle yeniden doğan bu  kadının uslubuyla tanıştırın..
kitaplığınızın ferah bir rafında kitabına yer açın derim..


Pazar Günleri
İrene Nèmirovksky
Çeviren:Ebru Ertaş
Can Yayınları, 2013, 352 sayfa
Öykü




18 Temmuz 2013 Perşembe

ZAMAN YOK VE ZAMAN ÇOK/BRIGITTE LABBE-MICHEL PUECH


Gönderen: İki Balık Bir Kedi





“Zaman çok mu, zaman yok mu? Çabucak büyümeli miyiz, yoksa bir süre daha bebek kalmak istiyorsak, işi ağırdan alabilir miyiz? Pastamızı bir çırpıda mideye mi indirmeliyiz, yoksa tadını çıkarmak için yavaş yavaş mı yemeliyiz? Ödevlerimizi hemencecik bitirmeli miyiz, yoksa başlamadan önce biraz daha oynayabilir miyiz?”
Ne dersiniz?

Ben de ara ara “zamanım yok” diyenlerdenim.

Bu kitabı okuduktan sonra bu cümleyi rahatlıkla kuramayacağım çünkü “zamanım yok mu yoksa çok mu?” sorusuyla tanıştım bir defa, geri dönüşüm yok.

Dişçi koltuğundayken ya da sıra beklerken zaman hiç geçmezken kitap okuyup kahve içtiğimiz ya da denizi seyrettiğimiz an’larda akreple yelkovan sanki birbirini kovalar.

Peki zaman neye göre çabuk neye göre yavaş geçer?

“Yaşadığımız, zamanın kendisi değildir. Yaşadığımız, geçen zamanı değerlendirme biçimimizdir.” diyor Brigitte Labbe (kısaca Brigitte Abla)

O halde zamanı güzel geçirmek de kendimize zindan etmek de bizim elimizde. Mi?

Emirleri kim veriyor?

Patron “zaman” çünkü boyumuz 1.40 olduğunda değil de doğum yılımızın tam 9 yıl sonrasında doğum günümüzü kutlayıp, sabah gün aydınlandığında değil de tam 7.10’da kalkıyoruz.

“Zamanımız hep başkaları tarafından dolduruluyorsa, sanki hiç zamanımız yokmuş gibi hissederiz. Bu da, gerçek zamanın, boş zaman olduğunu gösterir. Sıkılmak, zamanın içinde ne kadar boşluk olduğunu anlamamızı sağlar. Düşünmek için zaman gerekir. Hayal etme zamanı, hiçbir şey yapmama zamanı.”

Bazen insanın gerçekten her şeyden ve herkesten biraz uzaklaşıp kendine vakit ayırması, hayal kurması, hiçbir şey yapmaması gereklidir. Ancak bu vakit çoğu kez bize “lüks”müş gibi gelir; çünkü böyle bir şeye ayıracak vaktimiz yoktur :)

23 kitaplık “Çıtır Çıtır Felsefe” serisinde çocuklar kadar yetişkinler de kafalarına takılan soruları güzel örnekler ve çok eğlenceli karikatürler eşliğinde tartma/biçme imkanı yakalıyor. Bu kitapta da “zaman çok” mu ya da “zaman yok mu” sorusuna neşeli cevaplar vermekle kalmıyor; ara ara kafamızı daha da karıştırıyor. Üzerinde düşünecek ne çok şey var; peki bunları düşünmeye zamanımız var mı? :)





Zaman Yok ve Zaman Çok/Çıtır Çıtır Felsefe

Yazan: Brigitte Labbe-Michel Puech

Resimleyen: Jacques Azam
 

17 Temmuz 2013 Çarşamba

ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI


Gönderen: Biraz Şöyle Biraz Böyle


 




SİBEL K. TÜRKER/HAYATI SEVME HASTALIĞI

Gönderen: atalet




kitap arkasında "kahramanlarının ruhsal derinliklerini yansıtma gücüyle.. özgün anlatımıyla sibel türker son yılların en başarılı yazarlarından biri.."
diyor..
bir okur dostumun övgüyle bahsetmesi nedeniyle tanıştım bu yazarla 
iyi ki dedim.. takibe aldım.. 
daha önce aynı yazarın iki romanı varmış onları da hemen satın aldım.. 
kitap arkası yazısı kitapla ilgili pek açıklayıcı olsa da 
bilindiği üzere atalet.. damağında kalan tattan söz eder..

yazarın dilini sevdim ben.. 
kurgu sade aslında ama hayat gibi.. karışık da aynı zamanda..
sanki.. sadelik üzerine bir çeşitleme .. 

kahramanı sevdim.. 
mavi kazağı.. mavi maşrapa anımla.. 
kadınların geride bıraktıkları en önemli miras olan  yaşanmamışlıklarının altını çizmesi ile.. 
onun dediği gibi.. yaşamı sevme hastalığı mıdır.. benim kullandığım "kadının gücü" mü..
kadınların yaşamı sürdürmekle ilgili yaklaşımını ele alışını sevdim..
hüznün ironiyle karıştırılmasını sevdim..

kitaptan.. kendi en sevdiğim paragrafları seçtim.. yazdım buraya..
hemen ikinci fotoğrafın altına..
kıvrık bırakarak o sayfaları.. kaldırdım kitaplığımın rafına.. 
yanında azcık boşluk bıraktım.. yazarın diğer eserleri için.. 



yaşam ve  inançlar hakkında..
"bu dünya hasta.. iyileşmeyecek..  sağaltılamayacak derecede hasta hem de.. çünkü büyümüşlerin dünyasında yolunda gitmeyen şeyler var.. kaderlerinin izinde yürürken bile bu yolun onları dipsiz bir uçuruma doğru sürükleyeceği tehlikesi var.. insanlar oturup yazgılarını düşündüklerinde.. çıldırırlar.. iyi değildir bu..fakat yazgıyı hiç düşünmediklerinde de birer aptal olup çıkarlar.. şeytan fısıldar.. iyi melekler fısıldar.. yukardan işaret gönderilir.. bu halde bile hem anladıklarında hem de anlamadıklarında suçludurlar.. insanın kafası nasıl net olabilir.. nasıl dingin dayrabilir yüreği.. insan durmaksızon bir kadavra misali kurcalanır ve o kendisine hiç dokunulmamış gibi nasıl yapar.. göksel olanın tecavüzüne hiç uğramamış ve hiç uğramayacakmış gibi...."

yazı hakkında..
"aklımda gezen sorular vahşi hayvanlara benziyorlardı ama el yazımla kağıt üzerine geçirilince birer ev kedisine dönüşmüşlerdi.. masum ve tasasız görünüyorlardı..
demek ki yazının ehlileştirici bir yanı vardı.. belki de akıl hastalarına tavsiye edilebilecek tek şey.. onlara bir tomar kağıt ve bir deste kalem vererek yazı yazmalarını söylemekti.. harfler dilin uyumlu bileşeni olduktan sonra orada artık kaosu aramamak gerekir..

televizyon hakkında..

"sahi neden kendimi televizyon izlemeye vermemiştim ki ben.. bunca zamandır bu sağır evin köhne salonunda cin başıma oturmuş. gecenin sessizliğinde saatlerin ölüşünü bekleyerek.. yasımı çoğaltmışım.. oysa bir televizyonum vardı benim.. canım alet.. yalnız ruhların sığındığı tatlı komik avutan kutucuk.. delilerin ve ümitsizlerin eğlenceli arkadaşı.. hayat kadar hem dolu hem de boş.. hayat kadar sanal .. yalan dekor. hayat kadar yanıbaşımızda ve bir o kadar uzak.. "

diller hakkında..
"can sıkıcı dünyayı ingilizceye tercüme ederek söyler söylerim.. fakat türkçenin içimde tuhaf bir ağırlığı var.. ben türkçe doğmuşum.. bu dilin içinde hayatın içinde olduğundan daha fazal debeleniyorum..keşke hafızasını kaybettikten sonra bir anda bambaşka bir dili konuşmaya başlayan insanlar gibi.. mesela neşeli komik italyanca.. olabilsek.. belki o zaman bu denli şiddetli acı çekmeyiz..
belki kaderimiz.. dil kaderimizdir....."

kadınlar hakkında..
"delirmekten yırtan kadınların hayata tuhaf bir düşkünlükleri olur.. işte annem de o havai arsız.. pürneşe dolu ikinci hayatına böyle tutunmuştu zaten..ben Tanrı olsaydım.. böylelerine asla ikinci bir şans vermezdim.. çünkü hayatı sevme hastalığına tutulmuş kadınların canını almak sonradan çok zorlaşır. hatta imkansızlaşır.. "

sevgi.. kadın erkek ilişkileri hakkında..
"bir erkek için acı çekebilmek demek.. siyasetin üstesinden gelebilmektir.. başbakanı sevmek gibidir..
terk eden sevgiliyi hala seviyor olmak.. gülünç bir budalalıktır.. ama olsun.. kim iktidara gönlünü kaptırmamıştır ki.. kim aşkın heybtl anıtına taklacı güvercinler havadan sıçrarken.. hala çelenk koymak ısrarından vazgeçmiş ki.."

"sorun şu ki erkeklere güvenemeyiz.. güvenmemeliyiz.. bu büyük bir haksızlık ve yanlışlık olur..
erkek sevse de sevmese de uzak.. yanılgılarla dolu.. kendine ve sana ve hayata dair mühim yanılgılar.. bu yanılgıları tastamam paylaşan kadınlarla mutlular.. bu mutluluk bizi ilgilrnfirmemeli..
küstahlıklarını ve dünyaya hakim tavırlarını umursamamalıyız.. onlara korkularımızı anlatmamalıyız.. siz olsanız elm sokağından freddi ile iletişime geçer miydiniz.. bunda ne gibi yarar görüyoruz.. korku.. kalbimizde kalmalı.."

"bu adamları sevecek hep başka kadınlar oldukça hiç şansımız yok.. kadınları sevmeme konusunda eğitmeliyiz..
"ya".. diyorum alaycılığa devam ederek "ben de geçen gün buna benzer teoriler geliştirdim fakat çıkmaz sokak.. kadınlar çok seviciler....."
.... "kadınlar tamamen ruh hastası bence.. dünyada sevilmeyecek ne kadar şey varsa seviyorlar..."

taksi şoförüyle sohbet ve ağaçlar hakkında..
"Allahım.. toplumla birlikte yaşamak iyice zorlaşıyor.. sigara yasak.. içki büyük ölçüde yasak.. melankoli yasak... delirmek yasak.. hız yasak.. yavaşlık yasak.. yüksek sesle gülmek ağlamak yasak.. sadece hayatın upuzun sıradan trafiğine girmiş ve içinde boğulup kalmış sen..
ağaçlarla yaşamalı.. ağaçlar ceza kesmez adama....."

Hayatı Sevme Hastalığı, Sibel K Türker
Can Yayınları,2012, 236 sayfa,
Roman.

16 Temmuz 2013 Salı

YAZ KİTAPLARI

Gönderen: atalet'in çekirdeği


ben henüz datça'ya gitmedim.. ama kitaplığımdan bazı kitaplar ve tolkien serisi datça'da.. sitede.. evimde.. sehpamın üzerinde.. =)

KAPLANIN KARISI/TEA OBREHT


Gönderen: Selgin GB




Elbette en güzeli kitabın konusunu bilmeden okumaya başlamaktır ancak kitap seçimlerimizi bir şekilde yönlendirmemiz için en azından iki temel unsura ihtiyacımız var. Birincisi yazarın kim olduğu ki eğer daha önce okuduğum bir eserini beğendiysem genelde o yazarlar benim için kötü günlerde okunmak üzere saklanması gerekenler sınıfına giriyor, ikincisi de kitabın en azından neye dair olduğu.

Bu kitabın konusuyla ilgili olarak bildiğim, olayların Balkanlar’da, yakın zamandaki parçalanma sürecinde geçtiğinden öte değildi. 

Kitapta savaş var ama arkada dekor olarak. Kitap yeni ölmüş bir adamın temelde dokuz yaşına, genelde yaşamına ait bir öykü. Bir tıp hekimi olan, her nereye giderse gitsin bir çocuk kitabını cebinden eksik etmeyen, her hafta sonu şehirdeki hayvanat bahçesindeki kaplanı kız torunuyla ziyaret eden sıradan bir adam anlatılıyor. Kendisi gibi tıp hekimi olan torunu dedesinin hayatının sarmallarını dedesinin öldüğü klinikten aldığı mavi torbanın içindeki eşyaların verdiği kuvvetle birer birer çözerken Kaplanın Karısı’nın dedesinin ve hatta kendisinin hayatındaki öneminin ne kadar büyük olduğu gerçeğine ulaşıyor.

Anlatılanlar içinde yer alan söylenceler, efsaneyi çağrıştıran hikâyeler yüzünden belki de zaman zaman Balkanlar dekoru benim için silindi. Çoğu zaman çok tanıdık köy sokaklarında yürür, ormanlık alandan geçer, kırlara çıkar gibi hissettim. Dedenin çocukluğunun büyükannesi Vera Anne, hemen hemen her köydeki cevval ebe ninelerden biriydi mesela.
Kitabın tek kusuru çevirisiydi. Sürekli “-“ ve virgüllerle bölünen uzun ve devrik cümlelerin kullanıldığı, zaman zaman okumayı güçleştiren bir çevirinin okumayı niyetlenenleri beklediğini söylemem gerek.

Çevirisi kötü de olsa, kesinlikle okunmayı hak ediyor.
Öyle yani…


Kaplanın Karısı/Tea Obreht
Siren Yay./2011, 1. bası/360 sayfa
Çeviren: Merve Sevtap Ilgın
Roman

 
 

15 Temmuz 2013 Pazartesi

PERİ GAZOZU/ERCAN KESAL


Gönderen: Leylak Dalı


 
Ercan Kesal'ı "3 Maymun" filmindeki politikacı adayı rolüyle tanıdığımda ne doktor olduğundan haberim vardı, ne senaryo yazarlığından, ne de daha önce ismini duymuştum. Sonrasında da takip etmedim zaten, filmde canlandırdığı tip yeterince itici olduğundan bir çeşit eşleştirme yapmıştım sanırım. Ardından "Bir Zamanlar Anadolu'da" filminde hem senaryo katkısını öğrenip, hem de şahane bir biçimde canlandırdığı muhtar rolünde izleyince ilgim artmaya başladı. Geçen yıl Altın Portakal Film Festivali'nde başrolünü oynadığı "Küf" filmini de gördükten sonra yazdığı kitabı okumak kendi adıma farz oldu. Hevesle başlayıp tahammül edilmez derecede sıktığı için yarıda bıraktığım bir kitabı kenara attıktan sonra aldım elime piyasaya yeni çıkan "Peri Gazozu"nu. 5 saat sonra son satırını okumuştum ve buruk bir gülümsemeyle kapağını kapatmıştım. Ercan Kesal bir İç Anadolu kentinde (Avanos) başlayan çocukluğunu, farklı okullarda geçen ilk gençliğini, fakülte yıllarını, çeşitli köy ve kasabalardaki mecburi hizmet hekimlik günlerini ve İstanbul'daki hastane yaşamını akıcı bir dille dile getirmiş kitabında. Kitabın adı da  babasının sahibi olduğu gazoz imalathanesinden geliyor: "Peri Gazozu". Okunan her bölüm çok tanıdık, çok bizden. Kimi zaman inceden bir hüzün sarıyor, kimi zaman umutsuzluk, derken yüzünüzde bir gülümseme oluşuyor, yüreğinizde umut. Anılardan süzülüp günümüze bağlanan olaylar yalın ve akıcı bir dille anlatılmış ve yazar sanki karşınızda oturup sizinle sohbet ediyormuş gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. Ben bu kitabı büyük bir zevkle okudum ve okuyan pekçok kişinin de seveceğini umuyorum. Aşağıdaki fotoğraf kitapta sözü geçen E. Smith'in "Taşra Doktoru" isimli fotoğrafı, sizi arama zahmetinden kurtarayım istedim :)



Peri Gazozu/Ercan Kesal
İletişim Yay./ 2013, 1. bası/196 sayfa 
Anı


13 Temmuz 2013 Cumartesi

CUMARTESİ AYRAÇLARI 32

Gönderen:atalet



morun ve  tüyün yakışmadığı yer var mıdır..

dost eliyle gelen bir ayraç..

kitabın bu sayfasından..
"türklere göre dünyanın insan hayatındaki yeri... dünya bir misafirhanedir.. yaşam adı verilen kısa misafirliği sırasında kişinin sarmalandığı, dinlendiği ve sığındığı bir yerdir."

Carol Dolaney, Tohum ve Toprak

12 Temmuz 2013 Cuma

GÖRSEL OLARAK KİTAP 16

gönderen: Zeynep Özkum


Zeynep, tatilde şu anda.. bu fotoğrafla birlikte şu mesajı atmış bana..
"İstanbul'dan gelirken 
yeni sayı yerine 
geçen yılın "Roman Kahramanları" dergisini getirince komik oldu.. 
Ama hafızamın zayıflığı sorunu çözdü .."

ben de cevap yazdım.. bu mesajla birlikte yayınlarım o zaman =)


ANADOLUNUN ESKİ KAHRAMANLARI/BEHZAT TAŞ

Gönderen: Zeynep Özkum


kitaplık kurdu çocuk kitaplarına da yer veriyor.. artık..
bizler için kendi kitaplıklarımızdakiler.. bir nostalji nesnesi olsa da..
yeni çocuk kitaplarından da dolaylı da olsa haberdar oluyoruz..
birlikte çalıştığım Zeynep.. ama bu yaz için aldığım kitaba bakar mısınız dedi..
beni doğrudan kapağın üzerinde yazan.. kibeleden.. sözcüğü çekti tabii.. hemen karıştırdım.. çantamı.. fotoğraf makinesinin peşine düştüm..
hafız akartını çıkarmış biri..
telefonla da olsa .. kaydettik bu güzelliği..




"kibele'den 
homeros'a..
midas'tan diyojen'e
anadolu'da doğmuş..
ve insanlık tarihine yön vermiş..
25 kahraman"

Zeynep'in oğlu ikinci sınıfta.. tam şekillenme.. sorma öğrenme zamanında..
"çok soru soruyor .. "
dedi.. "bu kitaplarla başlayıp.. ordan daha geniş bilgiye atlamak çok keyifli oluyor.."

ama okul için okuması gereken ödev kitaplarda biraz direnç oluyormuş..
klasik tepki.. 
ben de.. bütün yaz okur..
okul ödevi olanı ise son iki güne bırakırdım..
hem de lise öğrencisi iken bile bunu yapardım =)..

ps: kitaplar Zeynep'in ama bu muhteşem ötesi fotoğraflar.. benim marifetim o yüzden altlarında benim adım var..


11 Temmuz 2013 Perşembe

KALABALIK DERGİ 3. SAYI



Kalabalık Dergi 3. Sayı yayında!

Bu sayısında bizim hiç yabancı olmadığımız bir toplumu işledi: Çin'i. Edebiyat bölümünde ise birbirinden güzel yazılar içermekte. İyi okumalar dileriz.
  • Kalabalık Dergi, Mayıs itibari ile online olarak yayımlanan Kültür,Sanat ve Edebiyat dergisidir.
  • Bugün 3. sayısı çıkmış olan Kalabalık Dergi ,ilk sayısında 'dalında' en çok okunan dergi ünvanını aldı. Son sayısında ise Haziran ayı sebebi ile Gezi Özel eki hazırlanmış ve yaklaşık 10bin okunmaya erişmişlerdir. Hiçbir maddi kaygı gütmeyen Kalabalık Dergi'nin yazar kadrosu Türkiye'nin geneline yayılmış vaziyette.Kemik kadroyu oluşturan üniversite öğrencilerinin yanı sıra Türkiye'nin en genç yazarı, Aktüel Dergi ekibinde de yazmış ve kitapları basılmış arkadaşlarda var kadroda.Tek gayesi yazma eyleminde yetkinleşmeye çalışan yazarlarımıza öncülük etmek olan Kalabalık dergi'ye aşağıdaki linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz:



3. Sayıyı Okumak İçin;
http://issuu.com/kalabalikdergi/docs/sayi3


MASAL BATTANİYESİ/FERIDA WOLFF-HARRIET MAY SAVITZ


Gönderen: İki Balık Bir Kedi




Rengarenk bir masal battaniyesine sarılıp masal dinlemeyi kim istemez ki?
Hele ki bu masalları tatlı mı tatlı bir Masalcı Nine anlatıyorsa.
Karlı dağın derinliklerinde Masalcı Nine’nin yaşadığı küçük bir köy varmış. Köyün çocukları da masal battaniyesine oturup Masalcı Nine’den masal dinlemeyi pek severlermiş.
Masalcı Nine bir gün,  bir çocuğun ayakkabısının delik olduğunu görmüş ve ona kalın bir çorap örmeye karar vermiş ancak karlı kış şartlarından dolayı yün bulmak zormuş.
O da kendine sıcak bir çay koyup düşünmeye başlamış çünkü her sorunun bir cevabı varmış.
Postacıya atkı ve okul müdürüne de eldiven gerekliymiş.
Köyde kimin neye ihtiyacı varsa bir süre sonra kapılarında bu ihtiyaçlarını görmeye başlamışlar.
Kimse çorabın, eldivenin ya da atkının nereden geldiğini bilmese de masal battaniyesinin küçülmesi çocukları daha da sıkışık oturmaya zorlamış.
Battaniye küçüldükçe küçülmüş ve terzinin mahzun kedisinin üzerine güzel bir ceket oluvermiş.
“Masal battaniyesi” kayıplara karışınca atkının, eldivenin ve çorabın da nereden geldiği anlaşılmış; çünkü Masalcı Nine’nin hep dediği gibi “Her sorunun bir cevabı varmış” …
Nesin yayınevi’nden çıkan bu sıcacık kitap, 3-7 yaş aralığı için uygun görülmüş olsa da minik bebeklere de uykudan önce okunabilir diye düşünüyorum.
Paylaşma ile ilgili o kadar güzel bir kurgusu var ki, ben okumaya ve Masalcı Nine ile karlı dağın derinliklerindeki köye doyamadım.
Elimizde az olan bir şeyi paylaşmak konusunda ne kadar cömert davranabiliyoruz, bir düşünsenize.
Ben ara ara bu masalı okuduğumda kendimi masal battaniyesinde masal dinlerken hayal ediyorum; hem de Lokum’la :) 


Masal Battaniyesi/Ferida Wolf-Harriet May Savitz
Nesin Yay./2011, 1. bası/25 sayfa

 

10 Temmuz 2013 Çarşamba

SYBİLLE BEDFORD/TANRILARIN GÖZDESİ


Sybille Bedford ile tanışma kitabım.. eh ben bile heryere yetişemiyorum..=)
kitabın başında yazarın.. bu romanı yazmadan önce kafasında nasıl tasarladığı.. olayların geçeceği dönemleri nasıl seçtiği.. üç nesil boyunca akıllı kadınları nasıl oluşturduğunu anlattığı bir önsöz var.. ki o bile başlı başına okumaya değer..

kitap birinci dünya savaşı öncesinde başlıyor.. ve sonrasına kadar olan bir dönemi içeriyor..
kadınlar güçlü ve akıllı kadınlar..
bir o kadar da .. duyarlılar.. ve hiç biri diğerine benzemiyor.. anneanne anne ve torun olarak üç nesilde aktarılan ortak özellikler bunlar zeki güçlü ve duyarlı olmaları..
ama bu onları hayata karşı ne kadar hazırlıyor ve nasıl dayanışıyorlar gerektiğinde..

ben çok severek okudum..
özellikle savaş karşısındaki tutum ve duygularını..
kaçırmayın diyeceğim eserlerden.. 

Yazarın alman doğumlu olması ve yaşamını ingiltere'de geçirmesi.. ve igiliz yazar olarak anılması.. farklı kültürlerden ve etnik kökenlerden gelen insanları çok dolaysız ve doğru anlatmasını sağlamış.. sömürmeden.. abartmadan.. bir çok melez karakter yaratabilmiş..
1911 doğumlu yazarın ilk kitabı "Don Otavio'yu Ziyaret"i.. 1953de yazmış..
ilk ses getiren kitabı "Miras"..
türkçe'de üç kitabı basılmış.. Miras.. bataklık kumu ve tanrıların gözdesi.. 
ben diğer iki kitabını listeme ekledim.. sizi de bu yazarla tanışmaya davet ediyorum... 


Yazar : SYBILLE BEDFORD
CAN YAYINLARI, 2008, 352 Sayfa
Çeviren:Suat Ertüzün
Roman


9 Temmuz 2013 Salı

MOSTARİ/GÜNDÜZ VASSAF


Gönderen: Leylak Dalı




Çok yıllar önce, daha henüz Yugoslavya bölünmeden, Bosna Savaşı çıkmadan bir mimarlık dergisinde görmüştüm fotoğrafını Mostar Köprüsü'nün. Neretva nehrinin iki yakasını bağlayan sade ama gösterişli görünümüne, kunt yapısına, görmüş geçirmiş bir eski zaman güzelini andıran asil duruşuna hayran olmuştum. Sonra bombalandığını ve yıkıldığını duydum-duyduk-TV'lerden, gazetelerden. O güzelim yapıya nasıl kıymışlardı anlayamamıştım ama bunun adı savaştı; pazarda bir öğünü geçiştirecek yiyecek bulmaya çalışırken kıyıma uğrayan, sniper denilen Sırp keskin nişancılarınca hedef alınıp vurularak ölen, yaralanan, sakat kalan, tecavüze uğrayan binlerce insanın yanında bir köprü yıkılmış neydi ki? Zamanla savaş bitip yaralar sarılmaya başlanırken Mostar Köprüsü de yeniden inşa edildi, eskisinin yerine geçer miydi bilemiyorum ama çok benzediği aşikar. Gündüz Vassaf bir ay boyunca Mostar'da, köprünün kâh o, kâh bu yakasında adeta nöbete durup bir "köprü günlüğü" oluşturmuş. Zaten Mostari Boşnakca'da "köprü bekçisi" anlamına geliyormuş. 367 sayfalık kapsamlı bir köprü günlüğü bu kitap, yalnızca günlük değil Mostar Köprüsü için yazılmış bir çeşit şiirsel güzelleme. İşin en ilginç yanlarından biri Gündüz Vassaf'ın onca zaman köprünün üstünden çok az geçmiş olması, farklı yollardan ulaşarak bir Tara, bir Halebija ayağında nöbete durup köprüyle ilgili gözlemlerini defterlerine geçirmiş. Benim için zevkle okunan, aynı zamanda çok ilginç gelen bir kitap oldu. Mostar Köprüsü'ne, sanat tarihine ve gündelik yaşamdaki sıradanlığın sıradışılığına ilgi duyuyorsanız siz de seveceksiniz bu kitabı...


Mostari/Gündüz Vassaf
YKY/2013, 1. bası/367 sayfa
Deneme

 

AŞKA VEDA/CAN DÜNDAR



Gönderen: Kitap Sanatı





D&R ın 5 tl Can Yayınları kampanyasından yararlanıp birkaç kitap edinmiştim. Aşka Veda da bunlar arasındaydı. Daha önce birçok blogda görüp hakkında pek bişey de okumamışım yalnızca AŞKA VEDA ismi için alınır diye düşünüp almıştım.

Böylece Can DÜNDAR ile ilk tanışmam oldu. Cesur bir yazar olduğunu dilinin kemiği olmadığını net aleminden yazılarına denk geldikçe biliyordum zaten. Bu kitapta öyleydi işte oldukça cesur yazılmış dilini beğenmeme rağmen hani kitap olmasada olurmuş diyebileceğim tarzdaydı. 

ÖNSÖZ e girişini beğenmiştim
Aşk devrimcidir.
Otorite, düzen nizam tanımaz....
diyordu...

Bir alıntı: 


"Belki de onu hiç tanımasa daha iyiydi.

Ondan önce alışkındı yalnızlığa; kendi başının çaresine bakabiliyordu.

...

Bir sabah yalnız uyandı; yanı boştu.

Bahçeyi aradı; yoktu.

Sokağa koştu; uzaklaşan arabanın egzozunu gördü.

"Nasılsa dönecek," diye düşündü o an... o gün... o hafta...

"Galiba gelmeyecek," diye kaygılandı o ay sonu...

"Gitmeseydi keşke," diyip durdu o mevsim...

Ve yıl sonu, "Keşke hiç gelmeseydi," ye döndü hissiyatı...

Öylesine çökmüştü.

...

Oysa kimseye güvenmediğinde güçlüydü; aşk, direncini kırmıştı.

...

Hastalanmıştı."

Daha fazlası için:  TIK


Aşka Veda/Can Dündar
Can Yay./2012, 1.bası/208 sayfa
Deneme

 



6 Temmuz 2013 Cumartesi

CUMARTESİ AYRAÇLARI 31

Gönderen: atalet


bugün sevgi günü.. ve ayraç günü 

iş yerindeki kitaplarım.. 
hastalarımdan gelen çiçeklerin kalp aksesuarları ile.. 
pratik ayraçlarım.. 
biz kitap severler bazen de "tuhaf" ayraçlar kullanırız.. değil mi..=)

ve bir sevgi sözü..
"sevgi ve barışın bindokuzyüz altmışlarda kaldığını düşünenler yanılıyor.. sevgi ve barış.. ebedidir.. "
                                                               john lennon

5 Temmuz 2013 Cuma

GENİŞ GENİŞ BİR DENİZ/JEAN RHYS

Gönderen: atalet




jean rhys benim için çok sevilesi bir yazar..
üstteki fotoğrafın kanıtladığı gibi.. =)
çevirilerini de kendisi gibi yazarlar yapınca tadında hiç bir eksilme olmadan..
anadilimizde yazılmışçasına okunuyor..

bu kitabını eski zamanlarda okumuşum.. 
ama son günlerde bir yerde bir not okuyarak.. yeniden elime aldım..

bu kitapta jean rhys.. 
dünya klasiklerinde jane eyre romanında.. tavan arasına kapatılmış olan "eş"i sorguluyor..
kim o kadın..
neden delirdi..
neden bu kadar nefret etti kocasından..
neden evi kocayı yakacak kadar öfkeli..

bu soruların ışığında kurgulamış..
karakteri ve erken çocukluk döneminden itibaren bir yaşam biçmiş..
gelip de bir ingiliz malikanesinin tavan arasında.. ölene dek gizli ve kapalı yaşaması içine dokunmuş..
romanda bile olsa..
bir kadının hayatıdır diye sorgulamış ve bu sorgulamadan bir eser doğmuş..
kesinlikle öneririm..

Geniş Geniş Bir Deniz
Jean Rhys
Can Yayınları/ Çağdaş Dünya Edebiyatı Dizisi, 1989, 3. Basım 212 sayfa 
Çeviri: Pınar Kür
Roman

4 Temmuz 2013 Perşembe

TOMRİS UYAR, OTUZLARIN KADINI

Gönderen: Leylak Dalı , atalet



bugün tomris uyar'ı kaybettik.. anıyoruz sevgi ile..
doğum gününü de anmıştık.. şurada..


benim çok sevdiğim bir yazar..
günlüklerine (edebi günlüklerine varana dek her şeyini okumuşumdur..
ama beni en çok etkileyen kitabı otuzların kadınıdır..
annesinden ilham aldığı bindokuyyüzotuzların kadınını anlatır..
ben de saime hanımla üstüste bindirmiştim.. bu uzak ama yakın..
sakin ama fırtınalı..
sade ama sofistike kadını..

alıntı yapmayacağım ama o kitaptan beni en çok etkileyen paragrafı aklımda kaldığınca nakledeğim..
ergen kızının matematik dersine yardım eden anne ile kızı arasında geçen diyalogdur bu..
kız hırçınlaşmaktadır..
-ne işine yaradı yani matematikte onca öğrendiğin şey hayatında!!
ve annem bana.. en azından senin derslerine yardım edebilmemi sağladı demez.. fırsatı varken de..
-en azından gardrobun üzerindeki valizleri düzgün yerleştirebiliyorum.. diye cevap verir..

var olmak için  ezmeyen.. yücelmek uğruna aşağılamayan.. anneler ve onları yazan tomris hanım..
nurlarda yatsın.. ışıklarda yürüsün..

tomris uyar okumamış olan yoktur sanırım aranızda..
ama eğer henüz tanışmadıysanız hemen tanışın ..
ps: fotoğraf lale'nin bahçesi bloğundan Lale hanımdan telefon ile izin alarak onun bloğundan buraya devredildi..
hem bu vesile ile sesi duyuldu.. mutlu olundu..



ÇOCUK/COLAS GUTMAN


Gönderen: İki Balık Bir Kedi





Leonard, doğayı çirkin, yeşil ve sıkıcı bulan ancak doğaya aşık anne-babasıyla, doğanın içinde yaşam süren bir çocuktur. Bir gün anne babasıyla keçiyolunda yürüyüşe çıkar, ormanda kaybolur ve bir koyuna rastlar.
Koyun onu kokladıktan sonra; 'Sen ne işe yararsın ' diye sorar ve bu sohbete inek ile tavuk da katılır.
1 tavuk, 1 inek ve 1 koyunun bağdaş kurup oturarak (ki inek biraz zorlanıyor ama yine de oturabiliyor) “çocuk”u incelemeleri ve aralarında geçen diyaloglar gerçekten çok keyifli.
Çocuğun tilki ile tanışması; şehirli olduğu için tilkiden korkmayıp köpekten korktuğunu söylemesi de diğer hayvanları şaşırtır.
“Düzeltme işaretleri Çinlilerin bambu şapkalarına benzer” gibi okulda öğrendiği bilgilerin, hayvanlardan farklı olarak bir şeyler bilmesinin, onun işe yaradığını göstereceğini düşünür ama yanılır.
Belki de o bir şişe açacağı, bir dikiş makinesi, bir futbol topu veya bir yastıktır.
“Çocuk olmak ne işe yarar?” sorusuna cevap arayan Leonard herhangi bir işe yaramadığını düşündüğü anda, başını çarptığı, dilini ısırdığı ve bileğini burktuğu günkü kadar ağlamaya başlar.
Ve sonra diğer keçiyollarına benzeyen keçiyolunda, annesinin aynı gün hem gazoz, hem cips, hem de şokella aldığı gün gibi bir mucize olur ve bir ağacın altında uyuklamakta olan anne babasını görür.
Sahi, çocuk olmak ne işe yarar :)

“Çocuk olmak” üzerine eğlenceli bir hikaye...




Çocuk/Colas Gutman 
İletişim Yayınları/ 2012,1.baskı/36 sayfa
Resimleyen: Delphine Perret
Çeviren: Tuvana Gülcan


HANGİ KİTABI ARAMIŞTINIZ?