11 Şubat 2013 Pazartesi

SAVAŞLARI, KRALLARI VE FİLLERİ ANLAT ONLARA/MATHIAS ENARD


Gönderen: Selgin GB



Yıl 1506. Ilık bir Mayıs günü, II. Bayezid’in davetlisi olarak bir Floransalı İstanbul limanına ayak basar. Bu kişi, Davud heykelinin yaratıcısı Michelangelo’dur.  İstanbul’a geldiğinde yüreği eli sıkı Papa’ya kırgındır.

Michelangelo İstanbul’da üç ay geçirir.  Sokaklarında dolaşır, aşık olur, aşık olunur, kendine verilen aşkın kıymetini bilemez. Bütünlenemeyen dostluklar kurar. Durmadan çizer, defterine garip notlar alır. Sonunda “Gecenin içinden çıkmış, şehrin dokusu ile yoğurulmuş bir köprü” çizer.

İstanbul’da geçirilen üç ayın gölgeleri Michelangelo’nun daha sonraki yaşamının ve eserlerinin tümünün üzerine düşer. İstanbul, hem şehir hem de başkalığıyla Michelangelo’nun bakışını etkiler. San Pietro’nun kubbesinde Ayasofya ve Bayezid Camii’nden, Medici Kütüphanesi’nde ise Bayezid kütüphanesinden esinlenir. Medici Şapeli’ndeki heykellerin, hatta Musa heykelinin İstanbul’da gördüğü insanlar ve onların davranışlarından izler taşıdığı öne sürülür. Öyle ki Sistina Şapel’in tavanında Tanrı’nın yarattığı ve can verdiği Adem’in, Michelangelo’nun İstanbul’da tanıyıp da kıymetini bilemediği arkadaşı Mesihî olduğu iddia edilir. İddiaya göre o birbirine dokunamayan iki el, Michelangelo’nun eli ile Mesihî’nin elleridir.

Mathias Énard, tanımadığım bir yazardı, bu kitabı da önceden bir yerde duymamış ya da görmemiştim. Kitabı rutin haftalık kitapçı turumda, Yeni Çıkanlar raflarında görüp  adı bana ilginç geldi, diye elime aldım. Arka kapak yazısı daha da ilgimi çekti. Sonuçta bu kitap, okumakta olduğum kitabı bir kenara bıraktırıp hafta sonumun ortasına kuruldu.

Kitabı ve yazarını  çok sevdim,  beğendim. Yazarın bilgisinin derinliğine, özümsenmişliğine ve  edebiyata aktarımındaki ustalığa hayran kaldım. Yazarın lafı dolandırmadan söylemek istediğini söylemesi, buna karşın hiçbir ayrıntıyı atlamaması, karakterlerin hiçbirinin, maymunun bile, havada kalmaması, zamanın atmosferinin okura olabildiğince hissettirilmesi muhakkak ki üstün bir yeteneğin sonucu ve bu yetenek kitabı okurken okuru daha ilk sayfalarda yakalıyor, kitap bitene kadar da bırakmıyor. Yazarın dilinin sadeliği de okuyucuyu bağlayan unsurlardan biri. Aslına bakılacak olursa, anlatılanlar öyle görkemli ki, dilde süse gerek kalmıyor. Bir kitabın okunmasını sağlayacak temel ögelerin hepsi bu kitapta mevcut: Tarihi bir olay, güçlü karakterler, aşk, entrika, para, cinayet, umut ve umutsuzluk, öfke, kazanmak ve kaybetmek…

Yazarın bundan sonra dilimize çevrilecek kitaplarını merakla bekleyeceğim.


2 yorum:

Adsız dedi ki...

bu kitap 2012de nds edebiyat ödülü aldı.. ben de çok beğenmiştim.. kurguyu ve dilin ayrıntılı zenginliğinide.. kesinlikle okunması gerekelnlerden ve benim için kesinlikle takip edilmesi gereken yazarlardan.. son kitabı hırsızlar sokağı.. yakında türkçeye çevrili sanırım.. o da ilginç görünüyor..
yazar farsça arapça eğitimialıp uzun süre de.. orta doğuda yaşamış ..500 sayfalık ilk kitabı 2009 da basılmış adı bölge (zone) ve tek bir cümleden oluşuyormuşsanırım onu çevirmek pek zor olur.. =)
sevgilerimle
atalet..

Sevi dedi ki...

Bu kitapla ilgili ilk yazıyı Defter'de görmüş, hemen okumak istemiştim, hala kısmet olmadı. Ama şimdi bir kez daha anlatılınca yine çok merak ettim. Artık ilk fırsatta edinip okumak farz oldu.
Teşekkürler Selgin GB...

HANGİ KİTABI ARAMIŞTINIZ?