31 Ocak 2013 Perşembe

BABALAR VE OĞULLAR / TURGENYEV





Turgenyev'in Babalar ve Oğullar isimli kitabını Hayat Neşriyat Anonim Şirketi'nin çıkardığı Altın Kalem Klasik Romanlar Serisi 1968 tarihli baskısından 1972 yılında okumuştum.

Roman Kahramanları Dergisi'nin son sayısının konularından biri de Babalar ve Oğullar. Kitabı dergiyle paralel olarak 40 yıl sonra yeniden okuyorum...

Yılların nasıl çabucak geçtiğini  gençken anne ve babalarımızla yaşadığımız kuşak çatışmasını ise şimdi çocuklarımızla yaşadığımızı bana bir kez daha düşündürdü,..
Benim için son derece nostaljik bir okuma oldu.


Babalar ve Oğullar - İvan Turgenyev
Altın Kalem Klasik Romanlar Serisi - Rus Edebiyatı
Hayat Neşriyat Anonim Şirketi / 1968/ 373 sayfa
Çeviri: Leyla Soykut
Roman

FRANNY VE ZOOEY/J.D.SALİNGER

Gönderen: Sanat Notları /Sinem Ergün


Salinger'ı okuyanlar bilir. Hayali bir "Glass ailesi" yaratmıştır. Bunlarla ilgili kısa hikayeler yayınlamış, daha sonra hepsi biraraya getirilip "9 Öykü" adı altında bir kitap ortaya çıkmış. Salinger, aile bireyleri ile ilgili detaylı olarak iki kitap daha yazmış. Biri  "Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar ve Seymour", diğeri ise "Franny ve Zooey". Salinger ile ilgili, yarattığı bu aile üyelerinin kendi kişiliğinin parçalarını yansıttığı söylenmektedir.

Ben kitabı okurken başta zorlandım, uzun cümleler bolca tasvirler ve konunun konuyu açması, benim odaklanmamı biraz zorlaştırdı, ama daha sonra bu anlatım sistemine alışınca bende merak uyandırmaya başladı. Konu ilerledikçe herkesin bir özeleştiri yapacağı ve pek çok farkındalık yaşayacağını düşünüyorum.


Kitapla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz, Sanat Notları'nın bu yazısında bulabilirsiniz.

Franny ve Zooey / J.D. Salinger
Yapı Kredi Yayınları / 2010 / 155 sayfa
Çeviren: Ömer Madra
Roman

30 Ocak 2013 Çarşamba

BİR NOSTALJİ OBJESİ OLARAK KİTAP


Gönderen: Leylak Dalı


-Gundula/Marie Louise Fischer
Doğan Kardeş Yay./1966, 1.bası/115 sayfa
Çeviren: Semra Ögel
Roman

-Halime/Grace Rasp-Nuri
Doğan Kardeş Yay./1967, 3.bası/237 sayfa
Çeviren: Tahir Alangu
Roman

-Andersen'den Masallar
Doğan Kardeş Yay./1966, 1.bası/222 sayfa
Çeviren: Zeynep Menemenci
Masal

-Kurtları Yıldıran Kış/Kurt Lügen
Doğan Kardeş Yay./1967/2.bası/304 sayfa
Çeviren: Türkis Noyan
Roman

Çocukluğumdan kalan bu kitapların, özellikle de Gundula'nın en güzel yönü blog ortağım Atalet'le yakınlaşmamıza sebep olmasıdır. Gundula her ikimizin de çocukken çok sevdiği bir roman olmakla kalmayıp yine o yıllarda Doğan Kardeş dergisinde okuduğumuz bir öykünün de ikimiz tarafından hatırlanıyor oluşu blog aracılığıyla ortaya çıkan, kaderin bize oynadığı güzel bir oyun oldu. İyi ki varsın ortak :)


ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 5

Gönderen: Asortik krep



Asortik Krep, hem dostu hem de iş arkadaşı olan Fatoş Hanım'ın kitaplığının fotoğraflarını göndermiş..


Asortik Krep Kitaplığının her rafında küçük kişisel dokunuşları olan Fatoş Hanımın kitaplığını:
 "Fatoş hanım okumayı seven ve genelde her yazar hakkında bilgisi olan insanlardan biridir. Daha önceki işi de kitapçılık olduğundan  kitaplarla haşır neşir biridir. Bu kitaplık evinin konseptine uygun olarak özel  yaptırıldı. "
 diye tanıtmış..

29 Ocak 2013 Salı

YAŞLI ADAMIN SAVAŞI, HAYALET TUGAY, SON KOLONİ VE ZOE'NİN ÖYKÜSÜ / JOHN SCALZİ


Gönderen: Feryal Çeviköz

Şayet siz de klasikleri haydi haydi hatmetmiş ve kurgubilim, fantastik, polisiye türü romanların da hayranıysanız; Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı romanını okuduktan sonra, içinizde öteki romanlarını okumak için büyük bir istek oluşacaktır. Bence Bilimkurgu türü romanların hepsine “ucuz saynsfikşin” yakıştırması yapmak büyük bir haksızlık olur. Çağdaş ve iyi bir yazar John Sacalzi. Hikâyelerin hepsi tek başına farklı bir tadı barındırsa da, kitapları okurken, sırayı takip etmenizde yarar var; Yaşlı Adamın Savaşı, HayâletTugay, Son Koloni ve henüz yayınlanan, benim de daha okuma mutluluğuna erişemediğim Zoe'nin Öyküsü.

Scalzi romanlarında sadece bilimi, zamanı, uzayı bükmekle kalmıyor; aynı zamanda sosyolojiyi, felsefeyi ve ırkçılığı da büküyor ve benim tabirimle“sosyokurgu” yapıyor. Ve romanların, iskeletlerinin omurgalarından biri ırkçılık karşıtlığı. Üstelik tüm bunları, karısına gerçekten aşık bir adamın yaşadıkları çerçevesinde yapıyor ve siz de, “onca hengâmenin arasında” kahramanın; o aşkı, her koşulda nasıl da sonsuzlaştırdığına, vazgeçmediğine şahitlik ediyorsunuz. Üstelik, aşkın, kaderi nasıl belirleyici bir rol oynayabildiğini de hissediyorsunuz. Hatta emin olun, yer yer gözleriniz dahi dolabilir.
Film olmaya oldukça aday bir görsel anlatım içerdiğini de eklemeden geçemem doğrusu...

Bir de; sakın ha kitabı, Sacalzi'nin, sonsöz gibi yazdığı teşekkür notunu okumadan kitaplığa kaldırmayın. İçtenlikle yazdığı aşikar olan yazı, öyle bir yazarın karısı olmak da hoştur diye düşündürtüyor.

İthaki Yayınları, Istanbul 2012,
Çeviri: Cihan Karamancı
Bilim Kurgu Dizisi

OKYANUSLAR/YVES SİMON

Gönderen : Selgin GB


Okyanuslar, benim en sevdiğim ve unutamadığım kitaplardan birisi.

Otuzdan fazla kitabı olan ve aynı zamanda müzisyen olarak da tanınan Yves Simon yıllarca bir kitap, bir albüm ritmiyle üretmiş. Uzun ve dingin okumaları sevenler için tavsiye edilir.

Kapak arkasından: 


Fransa’nın doğusunda bulunan Monterville’de yaşayan Léo-Paul Konski için okyanuslar, çok uzaklardaki seraplardan ibaret. Léo-Paul hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği şiirsel bir yerde, uzun bir kaçış sonrasında okyanusla karşılaşır. Tam bu noktada çocukluğundan uzaklaşır, başka bir yerde yaşamak için ailesini terk eder. Paris’e gider. Orada çalışma hayatı, kadınlar, aşk ve edebiyatla tanışır. Ama aynı zamanda başarı, şiddet, endişe ve terk edilme kelimeleri de karşılamıştır onu. Okyanuslar, genç bir Fransız’ın dokuz yaşından yirmi dokuz yaşına kadar süren yirmi yıllık duygusal ve entelektüel yolculuğunu anlatıyor.



Everest Yayınları
2004, 486 sf.
Çeviri: Hakan Tansel

28 Ocak 2013 Pazartesi

ZORBA/NİKOS KAZANCAKİS


Gönderen: Bir Dilim Sohbet



Bazı romanlar hakkında yazmak ne zor. Hâşa deyip oturası geliyor insanın. Bitireli günler oluyor, geçiyorum yazı masasının başına, kitabın hakkını verecek iki satır yazayım diyorum, yok! Eğreti kalıyor, sevmiyorum, romandaki kadar samimi ve güçlü bulmuyorum yazdıklarımı ve siliyorum. Madem öyle dedim, ben de bu çaresizliğimi anlatayım.
Bana sorarsanız biraz yürek ister Aleksi Zorba'yı okumak. Çok yürekliydim, üstelik biri on sene kadar evvel, biri de geçenlerde olmak üzere iki kere okudum, demek istemiyorum. Bendeki olsa olsa ateşin üzerine odun atmak olabilir. Cevabı bulunmamış soruları hala kendime sorabilmedeki "açık yaraya bıçak sokma" haline duyulan sadistçe bir merak, yüreklilikten ziyade. Ama yine de sözümün arkasındayım, yürek ister bu romanı okumak. Neden mi?
Özgürlükten başka içine çer çöp herşeyi attığımız hayatlarımızı hallaç pamuğuna çevirdiği için. Eğer okuduklarınız boğazınızda kalırsa bir tükürüğe bakar çıkarıp atmak; lakin sindirmeye bakın. Büyük büyük lokmalar... Kolay değil bağırsaklara kadar yürüdüğü yol. Ha sonuçta orda da akıbet aynı, bir bok çukuruna dökülüyor belki yine herşey ama yok aynı değil. Bağırsaklara kadar yürümeyi başardıysa vücuda giren, kana karışacak bir şeyler bırakmıştır geride. İşte o noktada, geçmiş olsun!
Kölelik ve özgürlüğün kantara çıktığı terazide köleliğin hep ağır geldiği nesilleriz biz. Bilekteki zincirlerin kırılmasının özgürlük olduğu zannına bir süre kanıp şimdi şimdi aymaya başladık o zincirin hala orda olduğuna ve farkın sadece, zincirlerimizi ellerinde tutan gücün hemen dibimizde değil, uzağımızda durarak oyun alanımızı biraz daha geniş tutmasından ibaret olduğuna. Onca paranın, onca sosyal ve ekonomik imkanın içinde bile neden boğuluyor olduğunu çözemeyen suretini görüyor insanoğlu, her sabah işine gitmek için çıktığı ev kapısının dibinde duran boy aynasında.
İşte bu yüzden yaşamaktan bahseden biri çıkınca karşımıza affalıyoruz. Ahkam kesmeye meraklı, filozof kılıklı çok bilmiş kelime cambazlarından farklı, parmak sallayan değil, günahıyla sevabıyla yaşanmış hikayeler anlatan biri... Kitabın içi çizilmiş onlarca satırla dolu. Başlarken elime aldığım kurşun kalemin boyu açıla açıla ufaldı üç dört hafta boyunca. Evet, üstelik normal okuma tempoma göre oldukça da uzun sürdü bitirmem. Lakin zor okunur olduğu için değil, bazen hep ileriye doğru değil de, geriye doğru da ilerlemek istediğim için.
Bakıyorum altı çizili satırlardan hangisini paylaşsam diye. Bir alıntısız bitirmeyeyim yazıyı diyorum. Ve fakat birinde karar kılsam yan sayfadaki çeliyor aklımı, sonra o derken bir başkası... Sonra "hadi" diyorum "yine yazar Kazancakis kendi cümleleriyle anlatsın kahramanını".
Geç uyudum. "Hayatım boşuna geçmiş" diye düşünüyordum; elimde olsa da bir sünger alıp bütün okuduklarımı, bütün görüp işittiklerimi silsem ve Zorba'nın okuluna girip büyük ve gerçek alfabeye başlasam! Ne kadar değişik bir yola girmiş olurdum! Beş duygumu ve bütün tenimi, sevip anlamaya iyice talim ettirmiş olurdum. Koşmayı, güreşmeyi, yüzmeyi, biniciliği, kürek çekmeyi, otomobil sürmeyi, atıcılığı öğrenirdim. Ruhumu tenle, tenimi de ruhla doldururdum; kısacası, içimde barıştırırdım bu yüzyıllık iki düşmanı...

ZORBA/ Nikos Kazancakis
Can yayınları/352 sayfa
Çeviri: Ahmet Angın
Roman

KÜÇÜK PRENS/A.DE SAINT EXUPERY


Gönderen: Dilara Konti/Keçe Sepeti




"Çiçek fısıldar Küçük Prens'e: 'İnsanların kökleri yok, bu yüzden rüzgâr estikçe sürüklenirler'.''

En sevdiğim kitaplardan biridir. Rastlayabildiğim tüm dillerden almaya çalışıyorum. Yukarıdaki de Yunanca versiyonu. Yanında 3 boyutlu Küçük Prens'i ile...
 

Türkçe basım:
Küçük Prens/A.de Saint Exupery
Bilgi Yayınevi/103 sayfa
Çeviren: Selim İleri
Roman

27 Ocak 2013 Pazar

PAZAR EL EMEĞİ 2

Ekleyen: atalet'in buduarı
 

bu hafta ayıraç yapalım.. ya da  dilerseniz..


 bilezik olsun..
kitap sevgimizi göstersin..
farklı olsun.. =)

yapımı çok kolay..
kısaca aşağıdaki gibi..
ben anlamadımderseniz..
ayrıntılı açıklama..


ZÂHİR/PAULO COELHO


Gönderen: Merve Kocabıyık




Zâhir kelime anlamı itibarı ile, bir zamanlar karşılaşılan bir kişi veya düşüncenin, başka hiç bir şeye yer vermeyecek biçimde yavaş yavaş bütün düşünceleri kaplamasıymış.

Bu kitapta da karısının bir gün aniden kendisini terketmesi sonucu onu zâhirî ilan edip arayışa giren, bu süreçte hem evliliğini hem de kendi iç dünyasını irdeleyen ünlü bir yazarın hikayesi anlatılıyor. Ben de bu kitabı okurken bazen Paris’in ara sokaklarında dilencilerle, bazen lüks davetlerde ünlü ve zengin insanlarla, bazen de Orta Asya steplerinde at sırtında hissettim kendimi...

Başkalarının çizdiği sınırlarda tam da bizden beklendiği gibi bir hayat sürmek, bu rehavete kapılmak, bu rahatlığa alışmak varken düşünmeden, sorgulamadan... Kendimizi samimiyetsiz, tekdüze, kalıplara bağlı ve etiketlenmiş insanlardan ve durumlardan uzak tutabilmek; yalın bir hayata kaçmak; her şeyden uzaklaşmak mümkün mü? Serüvenli bir yolculuğa çıkmak ve o esnada dostluk, sadakat, maneviyat kavramlarını sorgularken aşkı aramak, gerçek aşka ulaşmak, “kendi”ne ulaşmak...

Kitap zaman zaman yavaş aksa da genel halini ve mesajını sevdiğimi söyleyebilirim, son olarak kitapta beni etki altına alan bir söz:
“Güneşin, denizlerin, rüzgarların enerjisinden yararlanabiliriz. Ancak insanoğlunun sevginin enerjisinden yararlanmayı öğrendiği gün, ateşin keşfedildiği gün kadar önemli olacak.”


Zâhir/Paulo Coelho
Can Yay./2005/316 sayfa
Çeviren: Ayşegül Hatay
Roman

26 Ocak 2013 Cumartesi

CUMARTESİ AYRAÇLARI 3


Virginia Woolf'e eşlik eden el emeği ayraçlar:

Gönderen: Lalenin Bahçesi
Kitap:   Mrs. Dalloway




Virginia Woolf kelimeleri oya gibi ard arda dizerken, cümleler bir dantel gibi görünürken gözüme, Mrs Dalloway'in arasına da bu dantel ayraç yaraşırdı ancak...




Gönderen: Asortik Krep
Kitap: Deniz Feneri




Kitap atölyesinde haftanın kitabı ve eşlikçisi kızkardeşin işlediği ayraç

edit: 31.01.2013
Asortik Krepin kitap ayracını kızkardeşim Mutfakcamı Burcu işlemiş, Asortik Krep der ki :
"bloğa gönderdiğim ayracı seçmemim nedeni Virginia Woolf'un kitap kapaklarını kızkardeşinin hazırlamasına bir göndermedir.İngilizce kitaplarının kapak tasarımı kızkardeşine aittir,Türkçe basımlarında ne yazık ki bu kapakları göremiyoruz."

CUMARTESİ AYRAÇLARI 2


Gönderen: Leylak Dalı



Ressam Füsun Ürkün'ün tül perdeli, sardunyalı, menekşeli, kedili ayraçları


25 Ocak 2013 Cuma

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ/ A. HAMDİ TANPINAR

Ekleyen: Leylakdalı, Atalet




"Biz fakirler böyleyizdir. Kader sarayında bizim işlere bakan büro hiç şaşmaz, ihmal etmez. Zihnimizden geçen en uzak, en masum ihtimallerin, sadece şiddet ile ret için düşündüğümüz şeylerin bile ceremesini öderiz."


geç tanıdığım yazarlardan biri ahmet hamdi tanpınar..
“benim için en önemli kitaplardan biri çavdar tarlası ise diğeri de saatleri ayarlama enstitüsüdür” demişti.. arkadaşım..
çok utanmıştım.. ahmet hamdi hiç okumadığım bir yazardı..böyle kült bir kitapla eşdeğer tutulabilecek bir kitabı okumamış olmaktan.. hemen aldım..

iyi ki konuşmuşuz.. iyi ki bahsetmiş..

ahmet hamdi sembolist bir yazar.. ve batılılaşma sürecindeki türkiyeyi çok güzel dile getiren.. çok ince eleştiren bir eseri ise.. saatleri ayarlama enstitüsü..
bu süreci aslında “değişimin yapılaşması” olarak kabul edebiliriz..
yoksa neden bunca yabancı dile çevrilsin..

bu yıl  24 ocak.. ahmet hamdi tanpınar’ın ölümünün 51. yılı..
dünyanın birçok yerinde.. eserleri 24 dile çevrilen yazarı  anıyor insanlar..
ispanyolcaya çevirisinin editörünün ”hayatımda okuduğum en iyi yazar” dediği bu yazarı okumak insana çok gerçekçi bir pencereden bakma olanağı sağlıyor..


Saatleri ayarlama Enstitüsü,
Dergah yayınları, 2012, 395 sayfa,
Roman




ANKARA MON AMOUR/ŞÜKRAN YİĞİT


Gönderen: Atalet



ankara bana yabancıdır ..
çocukluğumda birkaç yaz dayımı ziyaret etmemi..
zorunlu hizmette bakanlık ziyaretlerimi saymazsam gidip geldiğim bir yer de değildir..
"ankara mon amour"  ismi ile çarptı beni..
şehirlerin geçmiş zamanlardan günlük yaşamlarını anlatan kitapları severim.. 
o nedenle aldım..

ama "ankara mon amour".. sadece bir dönem romanı değil..
daha ilk birkaç sayfada kanıtlıyor bunu..
başlıyor ve kendinizi suna ile birlikte sokaklarda koşturur hayatı öğrenirken buluyorsunuz..
son noktayı koyunca yazar.. nefesinizi tutmuş olduğunuzu fark ediyorsunuz..

bence kalbi esas titreten yanı..  suna karakteri..
suna okul öncesi yaşında bir kız çocuğu.. gözlemci.. zeki bir çocuk..
sözcüklerle anlamla başı dertte.. mekanlara.. eşyaların ruhuna.. huyuna suyuna inanıyor..
çocukların güvenle sokaklarda oynadığı dönem..
gazoz kapaklarının toplandığı dönem..
o günlerin ankara'sını..  türkiye'yi çoğunlukla suna'nın gözlerinden izliyoruz.
roman bir dönemin kokusunu getirse de burnumuza.. daha çok çocuk olma hallerini anımsatıyor insana..

emel ve annesinin mahalleye taşınmaları  ile başlıyor öykü tırmanmaya.. 
ve iki farklı karakterdeki kız çocuğunun etrafında gelişiyor..

bu öyküye aralanan kapılar.. aslında ankara kapıları olsa da..
ankara'lı okurlar için zümrüt pastanesi.. alemdağ sineması.. akman pastanesi.. kuğulu park 
gibi unutulmaz mekanlardan söz edilmesi hiç kuşkusuz farklı bir lezzet katsa da.. 
benim gibi yabancıları da yumuşacık  sarmalayıveriyor..

yazarın samimi ifadesi.. güzel türkçesi.. karakterlerdeki gerçeklik haline bayıldım.. aktı girdi ankara ruhuma..


"en güzel zaman dilimi yarındı.. en güzel şeyler beş dakika sonra olacaklardı.. öğleden sonra belki beklenebilir birşeydi.. akşama doğru ise hala belirsizliğini koruyordu"

ama siz beklemeyin.. belirsiz bırakmayın..
bence hemen edinin ve okuyun.. 

Ankara Mon Amour/Şükran Yiğit
İletişim Yayınları  1.4 basım 2003-2009, İstanbul; 5. baskı 2012, İstanbul/167 sayfa
Roman






24 Ocak 2013 Perşembe

UĞUR OLSUN/SEVGİ ÖZEL


Gönderen: Arzu Baydur Sarıyer



24 Ocak 1993 - 24 Ocak 2013 
Uğur Mumcu'nun hain terör ve tuzakla aramızdan ayrılışının yirminci yılı. Özlemle anıyoruz yine unutmadan, unutturmadan. Uğur Mumcu ile ilgili pek çok kitap, yazı yazıldı ama benim en çok severek okuduğum Sevgi Özel'in "Uğur Olsun!" adlı kitabıdır. Sevgi Özel kitapta hem Mumcu'nun  hayatını, hem mücadelesini öyküleştirerek anlatır. Ben de her 24 Ocak'da tekrardan okurum. Çocuk, genç, eş, baba Uğur Mumcu vardır bu kitapta, her yaşta halkının gözbebeği olan Uğur Mumcu. Sevgileri, tutkuları, herşeyi ile bizden biri Uğur Mumcu vardır bu kitapta...


Uğur Olsun/Sevgi Özel
Bilgi Yayınevi/Birinci ve İkinci Basım Ocak 2003/517 sayfa
Yaşantı

GÖKYÜZÜ SİNEMASI/ONUR CAYMAZ


Gönderen: Leylak Dalı


Tüm kitaplarını okuduğum bir yazar Onur Caymaz. Bu kitaptaki iki uzun öyküyü (novella) de okumuştum daha önce yayınlanıp baskısı bitmiş kitaplarında ama ne gam. Her daim okuyabileceğim yazarlar kategorisinde yer alır benim için Onur Caymaz. O sıradan insanların sıradan yaşamlarını sıradışı bir şekilde hikaye eder. Ayrıntılara girer, inceliklere dokunur, hergün orada burada rastlayıp dikkatinizi bile çekmeyen kişilerin içindeki gizli özü çekip çıkarır. Okurken bazen o detayı nasıl farkedemediğinize, bazen farkettiğiniz şeyi onun da farkettiğine şaşarsınız.

 Bu kitapta kesişen hayatlar, hayata tutunmaya çalışan insanlar ve hayatın içinde olan herşey var. Alın biletinizi ve dalın "Gökyüzü Sineması"na, memnun ayrılacaksınız...


Gökyüzü Sineması/Onur Caymaz
İletişim Yay./2012, 1. bası/240 sayfa
Uzun öykü

23 Ocak 2013 Çarşamba

GÖRSEL OLARAK KİTAP 2


"antik çağların büyük değeri, modern insanın o çağlarda yazılanları hala doğru okumasında gizlidir.."
Friedrich Nietzsche 

ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 4


Gönderen: Merve Ayhan




Merve Ayhan'ın kitaplığı

ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 3

Gönderen: Asortik Krep


Kitaplığım bu halde yeni bir kitaplık almamı bekliyordu.
Daha fazla dayanamadım ve öndeki yığını kaldırıp babamın  en son ziyaretinde dizdiği halde fotoğrafladım. İlk kitaplığımı 4 yaşında babamın sayesinde edinmiş biri olarak her geldiğinde kitaplığıma eli değsin isterim.
O da beni kırmaz ve düzenler.
En son o düzenlediği için de o yokken bozmam :)


Kitap yığınlarım, yakından görmeniz için.
Onlar için yeni kitaplık alacağım,böylece evde 3.kitaplığım,oğlumunkiyle beraber 4. kitaplık olacak.




Bu 2. kitaplığım, misafir yatak odasında duruyor.Daha çok  dekorasyon dergilerim, müze kitaplarım ve babaannemden kalma deri valize ev sahipliği yapıyor



 Çağıl'ın odasındaki 3. kitaplığımız. Altın kitaplar benim çocukluğumdan kalma.



Çağıl'ın anneannesindeki kitaplığından, şimdi sahip olduğu sektör kitapları.
Kitaplık benim ilk kitaplığım :) 

"Kitaplık bir lüks değil, yaşamın gerekliliklerinden biridir."
Henry Ward Beecher 






22 Ocak 2013 Salı

GEÇMİŞ ZAMAN BAHÇESİ/ZERRİN DAĞCI


Fotoğraf: Zerrin Dağcı
Gönderen: Leylak Dalı


"Geçmiş Zaman Bahçesi" bir anı-öykü kitabı. Bu kitapta yedi yaşına kadar anneanne ve dedesinin yanında büyüyen, sonrasında her tatilde büyüklerinin yanına gelen bir kızın anıları var.Yazarın tuttuğu notlarla kitaplaşmış "Geçmiş Zaman Bahçesi", ne yazık ki şu an piyasada mevcudu yok. Bazı internet sitelerinden temin etmek mümkün. Anılara değer verenlere tavsiye olunur...

Geçmiş Zaman Bahçesi/Zerrin Dağcı
Kapital Yayıncılık/2004/107 sayfa
Anı-öykü

GÖZYAŞI KAPISI/ABRAHAM VERGHESE




Hintli bir rahibe ile ingiliz cerrahın yasak aşkından dünyaya gelen Marıon ve Shiva, annelerinin doğum sırasında ölmesi, babalarının kaybolmasıyla Hema ve Ghost tarafından büyütülürler. Aynı kadına aşık olurlar, ülkedeki darbe ile yaşayarak cerrah olurlar. Marıon ülkeden ayrılmak zorunda kalır ve Amerika'ya kaçar; orada babası ile karşılaşır. Karaciğerinden rahatsızlanır, ikizi Shıva karaciğerinden bir parça verir fakat sonrasında ölür. Aile değerleri ve aşk konusunda yürek burkan bir kitap. Kitaptan ufak bir hikaye yazıyorum size:
"Bağdatlı cimri bir tüccar olan EBU KASIM, her ne kadar alay konusu olsa da, iyice eskimiş, defalarca tamir görmüş, terliklerini giymekte inat ediyormuş. En sonunda terliklerin görüntüsüne tahammül edemez olmuş. Ama terliklerden kurtulmak için her girişimi bir felaketle sonuçlanmış, onları pencereden attığında terlikler hamile bir kadının başına çarpmış, düşük yapmasına neden olmuş ve Ebu Kasım hapsi boylamış; terlikleri kanala attığında terlikler ana boruyu tıkamış ve su basmasına sebep olmuş.Ebu Kasım yeniden hapsi boylamış. Hikayedeki terlikler gördüğün ve dokunduğun her şeyi, kaderinin bir parçası haline gelen ektiğin ya da ekmediğin tohumları temsil ediyordu. Terliklerinden kurtulmaya başlamak için, önce onların senin olduklarını kabul etmen gerekir; bunu yaparsan onlar kendiliğinden giderler. Mutluluğunuzun anahtarı terliklerinizi kabullenmek, kim olduğunuzu kabullenmek, nasıl göründüğünüzü, ailenizi, sahip olduğunuz ve olmadığınız yetenekleri kabullenmektir. Terliklerin size ait olmadıklarını söylemeye devam ederseniz, hep arayarak, mutsuz ölürsünüz, her zaman daha fazlasını almanız gerektiğini hissedersiniz.
Sadece eylemlerimiz değil, yapmayı ihmal ettiklerimizde bizim kaderimizi belirler."

YAZAR: Abraham VERGHESE
YAYINEVİ:Pegasus Yayınları
YAYIN YILI: 2011
SAYFA SAYISI:720
Bu yayının yazarının altını çizdiği satırlar için..tık

21 Ocak 2013 Pazartesi

GÖRSEL OLARAK KİTAP 1


"sessizlik ne kadar iyi.. kahve fincanı, masa..
kanatlarını germiş yalnız bir deniz kuşu gibi tek başıma oturmak ne kadar iyi."
virginia woolf /dalgalar 

AŞK ZAMANI/NECİB MAHFUZ


Gönderen: Bir Kadın

 


Necip Mahfuz'la tanışmam yenidir. Önce Midak Sokağı, ardından Aşk Zamanı. Wong Kar Wai'ye selam çakmıyordur muhtemelen ama isim benzerliği bile başta beni cezbeden şeylerdendi. Sonu aynı derecede memnun etmese de... 

Aşkın gücünü de, sersemletip güçten düşürmesini de Kahire'yi fonuna koyarak anlatmış Necib Mahfuz, kendisiyle tanışmak için uygun bir kitap olduğunu düşünüyorum.

İyi okumalar...


20 Ocak 2013 Pazar

PAZAR EL EMEĞİ 1

gönderen :atalet

pazar günleri evde vakit geçirmeyi seven.. 
evdeyken ellerim çalışsın diyenlere..
baştan çıkarıcı.. ben de yapayım dedirten..
kitaplar ve kitaplıklarla ilgili el işleri.. 
malzememiz yine kitap.. 


                                                  eski kitapların ciltleri nasıl güzeldir..


peki o aslında bir not defteri olsa  


notlar defteri doldurdukça..
defter değişse.. o eski kitabın cildi..
yeni.. güncel ve renkli bir yaşam sürdürse..

yapımını daha önce atalette yayınlamıştım..
eğer denemek istiyorsan buradan gidebilirsin tarife.. ey kitap ve kitaplıksever..
güzel olsun pazarınız..

19 Ocak 2013 Cumartesi

CUMARTESİ AYRAÇLARI 1


Gönderen: Leylak Dalı

Cumartesi günlerini kitap tutkunlarının olmazsa olmazı ayraçlara ayırdık. Kendi adıma konuşacak olursam ben iflah olmaz bir koleksiyonerim. Deli gibi satın alırım, kitapçıların eşantiyonlarını toplarım, bu huyumu bilenler bana ayraç hediye ederler, gittiği yurt dışı gezilerden benim için ayraç getiren çok arkadaşım vardır, ellerindekini paylaşırlar, olmadı bizzat yaparlar. Bazen kitapçıda bir kitabın arasından yere düşmüş bir ayracı çaktırmadan poşette attığım da olur tabii ki, çiçek çalmak gibi birşeydir bu da :) Yüzlerce ayraca sahibimdir ama çoğu zaman kitapların arasında ya bir mendil, ya bir gazete parçası, kalem, gözlük, bardak altlığı gibi şeyler bulursunuz kaldığım yeri işaretlemek için. Kısacası benim ayraçlar birer koleksiyon nesnesidir. Amacına uygun kullanıldığı da vâkîdir tabii ki, hele de ayracın objesi Snoopy olursa:



Snoopy bazen benimle kitap okur...


Cumartesi günlerimize neşe katmak için ayraç fotoğraflarınız bekliyoruz...

18 Ocak 2013 Cuma

MÜLKSÜZLER/URSULA K. LEGUIN


Gönderen: Gülşah


Geç tanıdığım bir yazar Ursula K. LeGuin. Ama iyi ki tanımışım dediğim bir yazar. Özellikle bu kitabında Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı ve yaşamlarını, yönetim şekillerini açıklıyor.
Aslında okurken kendi ülkemizde de benzer şeyler var dedirten bir kitap. Ve öyle güzel sorularla anlatıyor ki bazı şeyleri....
Arka kapaktan bir alıntı ile özetlemek isterim:

"Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrimi satın alamazsınız. Devrimi yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak."


Mülksüzler/Ursula K. LeGuin
Metis Yay./2012, 13. bası/313 sayfa
Çeviri: Levent Mollamustafaoğlu
Roman
 

RUJ VE DUMAN/OĞUZ BAL


Gönderen: Asortik Krep

 

İnternet sitesi en az kendisi kadar ilginç bir şair sunmak istiyorum sizlere. Mutlaka ama mutlaka okuyun. Ben çok sevdim, sizin de seveceğinize eminim.

Sitesi:  http://www.oguzbal.com/index1.html   Sitesinde hikâyemsiler, iç sesi Benjamin ve sesli şiirler gibi dinlenesiler var. Kurcalayın lütfen ve peşini bırakmayın derim.


Aynı atmosfere değen iki çift burun deliğinden ibaretiz seninle. 
Aynı anda aynı şarkıyı dinlemişliğimiz, aynı anda aynı şarkıyı dinlerken birbirimize küfretmişliğimiz vardır belki. 
Belki de ikimiz de hiç bu kadar sevilmemişizdir, bu yüzden saçmalamış "seni artık sevmiyorum" demişizdir birbirimize, sonuçta her şey insanoğlu için.
Neyse sevgilim, benim için kendine uzun uzun bak şimdi aynada.
Şu an aynı anda yapamayacağımız tek şey bu çünkü.
Kendine iyi bak benim yerime ve şunu söyle lütfen aynadaki surete;
"Bir sigara müddeti daha kalsaydım keşke, sonra bir başka sigara daha, hatta birkaç sigara daha... 
Elbette 'gitme' derdi bana, seven adam 'git' diyemez ki çünkü."

Oğuz Bal


Ruj ve Duman/Oğuz Bal
Kavim Yay./2011, 3. bası/120 sayfa
Şiir
 


17 Ocak 2013 Perşembe

BİR KÖY DOKTORUNDAN ÖYKÜLER/BULGAKOV


Gönderen: Selgin GB



Küçük bir kitap bu. Hepsi hepsi 79 sayfa. Cildiyle, kapağıyla, baskısıyla içeriğine yaraşır bir kitap. Bana çocukluk ve ilk gençliğimde okuduğum diğer bez ciltli kitapları ve onlar hırpalanıp cildi ayrıldığında götürüp tamir ettirdiğimiz ya da yeniden ciltlettirdiğimiz, sokak arasında küçük bir dükkanda çalışan gözlüğü burnun ucunda ciltciyi hatırlattı.
Kitapta üç öykü yer alıyor. Buradaki öyküler aslında Bulgakov’un kendi anıları. Özellikle hekimlerin  kendilerinden çok fazla şeyi bu öykülerde bulacaklarını düşünüyorum.
İlk öyküde Bulgakov, Moskova’dan uzak bir yerleşim yerinin 40-50 yataklı hastanesine tek doktor olarak atanmış, tıp fakültesinden yeni mezun bir doktorun ilk hastasıyla karşılaşmasını anlatıyor.
İkinci öyküde hekim ilk başlardaki acemiliğini ve tedirginliğini nispeten atmış, birlikte çalıştığı personele kendini kısmen ispatlamıştır.
Üçüncü öykü ise bir hekimin can verdiği kadar can alabildiğinin de öyküsüdür.
Bu kitaptaki üç öykü bana hekim ve hastanın aslında zaman ve mekan fark etmeksizin hep aynı olduğunu gösterdi. Hasta minnettar olabildiği kadar nankör, hekim merhametli ve alçakgönüllü olduğu kadar zalim ve megaloman.
Bu öyküleri okurken bir hekimin aklından geçenleri ve duyguları ancak bir başka hekimin böyle yalın bir gerçeklikle aktarabileceğini, başka kimsenin bunu yapamayacağını düşündüm. Belki bu durum başka meslek grupları için de geçerli olabilir ama insan bir kere doktor olduktan sonra yaşamın devamına ve insana bakışının nasıl farklılaştığı bu kitaptaki öykülerde çok keskin bir şekilde anlatılıyor.
Bulgakov, yirmi dokuz yaşındaykenbir tren yolculuğu sırasında ilk kısa öyküsünü yazmış, trenin durduğu istasyonda trenden inmiş ve yazdığı kısa öyküyü kentin gazetesine götürmüş. Gazetenin öyküyü basması üzerine doktorluğu tamamen bırakmış ve yazarlığı seçmiş olan Bulgakov, çok tanımadığımız ama en az bir Puşkin ya da Dosyoyevski kadar büyük bir yazar. Yaşadığı ve yazdığı süre boyunca Stalin döneminin sansüründen çok çektiği için eserlerinde fantastik ve gerçeküstücü bir anlatımı tercih etmiş ve yazdıkları ancak 1962'den sonra yayınlanabilmiş.  Usta ve Margarita yazarın ölümünden sonra yayınlanan, fantastik edebiyatın başlıca örneklerinden biri ve Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinde yer alıyor. O da borcum olsun, en kısa zamanda anlatayım sizlere.
Çehov, Somerset Maugham, Cronin gibi doktorluğu bırakıp sadece yazan Bulgakov’u  bilenlerin bilmeyenlere anlatması, okuyanların okumayanlara okutması gerek.

Bir Köy Doktorundan Öyküler / Mihail Afenesyeviç Bulgakov
79 sf. Türkçe (İngilizce'den çeviri)
İstanbul, 2011, 1. Basım

16 Ocak 2013 Çarşamba

TEYZEM LATİFE/M.SADIK ÖKE-FATİH BAYHAN


Gönderem: Merve Kocabıyık


2013 okumalarıma başlangıç olarak seçtiğim kitap: "Teyzem  Latife"

Latife Hanımın yeğeni M.Sadık Öke ile sohbet tadında gerçekleştirdiği bir esere imza atan Fatih Bayhan, daha once açıklanmamış konuları gündeme getirmiş. Kitap hem Osmanlı’nın son sönemleri ve cumhuriyetin ilk yıllarına ve o dönemde yaşananlara açıklık getiriyor; hem de Atatürk’in kişisel özelliklerinden, insanî yanlarından söz ederek aklımızda ve hayalimizde daha somut izler bırakıyor. Tüm bunların şemsiyesi altında da aslında Latife Hanım-Atatürk evliliği ve boşanma öncesi ve sonrası detayları içeriyor.

Her ne kadar bazı yerler birkaç kez tekrar etse de, samimi ve açık bir anlatımla, ailenin içinden birinin yıllardır saklanan gerçekleri açıklaması ve yorumlaması güzel olmuş.  Ben kitabı sürürekleyici buldum ve severek ilgiyle okudum, tavsiye ederim.

Teyzem Latife/M.Sadık Öke-Fatih Bayhan
Pegasus Yay./2011, 1. bası/512 sayfa
Yaşantı


KUKLA USTASI/JOANNE OWEN


Gönderen: Bir Dilim Sohbet/Zero


Bana hayatta yaptığın en iyi şeyleri sırala deseler, uzaktan sevmeli platonik aşkların şâhı olmamı ilk beşe kesin sokarım. Tabi kim ister böyle olsun ama ben gider özellikle seçerim. Ruhum melankolik, ben ne yapabilirim?:)

Kitap tanıtmak için burda değil misin, ne alaka derseniz de şöyle: çok uzun yıllardır süregelen bir şey olmasından sebep, Prag uzaktan sevmeli platonik aşklarımın zirvesindeki isimdir. Hatta arkadaki rakiplerini öyle burun farkıyla falan da değil, baya boy farkıyla geçer kendisi.

Bu aşkın oluşumu, sebepleri, yıllar içindeki 'dramatik' gelişimi falan uzun hikaye ama masal okumayı çocukluğunda bırakmayıp ileriki yaşlarına da taşımış biri olmamı sayabilirim belki, bu şehre bu kadar görmeden sevdalanmamın sebeplerinden birini. Hep bir masaldı çünkü orası. Lügatımda "battaniye" ve "kış" nasıl eşanlamlı kelimelerse "Prag" ve "masal" da öyleydi.

Ve... Şehrin harika bir fon oluşturduğu pek çok roman ya da anlatı okudum da Prag ilk kez bir masalda vücut buldu karşımda: Kukla Ustası...

Prag, Eski Şehir Meydanı, efsaneler, sırlar, masal içinde başka masallar ve insana gerçekten masal okuduğu hissi veren görsellerle süslenmiş bir kitap...

Yıllarca "Prag'a ilk gidişimin muhakkak kukla festivali zamanına denk gelmesini istiyorum" cümlesini kurmuş biri olarak elimdeki Prag masalının bir de kukla hikayesi olması ayrıca hoş oldu tabi. Bilenler bilir, dünyanın en güzel kuklalarının yapıldığı, en ihtişamlı gösterilerin düzenlendiği şehirdir Prag.

Fazla söze ne hacet, ilginizi çekiyorsa tüm bu mevzular, alın okuyun derim. Çünkü bana sorarsanız büyümeyi bir halt sanıp masal okumayı bıraktık diye oluyor herşey.


Kukla Ustası/Joanne Owen
Artemis Yay./2012, 1. bası/224 sayfa
Roman


ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 2


Gönderen: Bucera




Bu çarşamba "Ne kitapsız ne de kedisiz söylemine ''ne de çiçeksiz'' i eklemek istiyorum." diyen Bucera'nın balkonunu kapatarak oluşturduğu kış bahçesi/okuma odasındayız..

“Her zaman cennetin kütüphane gibi bir yer olabileceğini düşünmüşümdür” (Jorge Luis Borges).

15 Ocak 2013 Salı

İYİ Kİ DOĞDUN NAZIM...


Gönderen: Lale'nin Bahçesi, Leylak Dalı


Sabah saat altı
Açtım günün kapısını, girdim içeri
karşıladı beni pencerede genç mavinin tadı,
aynada alnımın dünden kalma çizgileri
ve ensemde bir kadın sesi ayva tüyü gibi yumuşak
ve radyoda memleket haberi
ve artık oburluğum dolup taşarak
koşacağım ağaçtan ağaca saatlerin yemiş bahçesinde
ve güneş batacak yavrum
ve umuyorum, gecenin ötesinde
bekliyecek beni yeni bir mavinin tadı, umuyorum...

14 Eylül 1960

Artık zamansız bir yaşın var. İyi ki doğdun Usta...

Bütün Şiirleri/Nazım Hikmet
YKY/2011, 7. bası/2080 sayfa
Şiir

Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim/Nazım Hikmet
YKY/2012, 13. bası/169 sayfa
Roman


KAR İZLERİ ÖRTTÜ

Gönderen: Lale'nin Bahçesi


 

Kitap bana Leylak Dalı’nın “geleneksel yeni yılın ilk kitabı” hediyesi. Tanıştığımızdan itibaren her yeni yıla birbirimizin hediyesi olan kitaplarla başlıyoruz. 

“Kar İzleri Örttü” yirmi yazarın bir araya gelip yazdığı, içinde yılbaşı, kar ve cinayet olan öyküler. Bu nedenle yeni yılın ilk günlerine, karlı İstanbul sabahlarına, akşamlarına çok yakıştı. Dışarıda lapa lapa kar yağarken, mis gibi kahvelere, demli çaylara, akşam  içilen bozalara keyif kattı…

Bu kış içinde mutlaka okumanızı önereceğim bu kitap Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkmış ve çevirilerini çok sevdiğim İlknur Özdemir tarafından yayına hazırlanmış. Kitabın sonunda, öykü yazarlarının kısacık biyografileri var ki bu ayrıntının düşünülmüş olması çok hoşuma gitti.

Kar İzleri Örttü/Haz. İlknur Özdemir 
Kırmızı Kedi Yay./2012, 1.bası/295 sayfa
Polisiye öykü
 

14 Ocak 2013 Pazartesi

YEMEK SIRLARI/MEHMET YAŞİN


Gönderen: Leylak Dalı


Başka amaçla dolaşırken tesadüfen bir süpermarketin kitaplar bölümünün raflarında karşıma çıkan Mehmet Yaşin'in hazırladığı "Yemek Sırları", diğer kitapları iri cüssesiyle sollayıp yılın ikinci kitabı oluverdi. Herbiri kendi alanlarında isim yapmış 81 ünlüyle gerçekleşen yemek söyleşilerinin biraraya getirilmesiyle oluşan bir kitap bu. Soruları fotoğraflardan anlaşıldığı kadarıyla o kişiyle yenen bir yemek esnasında Mehmet Yaşin soruyor. Okudukça anlıyorsunuz ki herkesin hayatındaki "en iyi yemek yapan kişi" tanımı aynı: Anne. Anneleri gerçekten iyi yemek yapıyor muydu, yoksa çocukluk mu iyi bir yemek kadar lezzetliydi o tartışılır. Ama ünlülerin beslenme sırlarını, en iyi yaptıkları yemekleri, nerelerde yiyip içtiklerini okumak benim gibi bu tarz kitapları seven bir kişi için keyifli oldu.
"Yemek Sırları"nı bir alt katta ikamet eden Selgin'in "Lezzetli Öyküleri" ile komşuluk yapması için buraya bırakıyor ve mutfak maceralarından hoşlanıyorsanız bu kitaptan da hoşlanacaksınız diyorum.

Yemek Sırları/Mehmet Yaşin
Doğan Kitap/2012, 1. bası/530 sayfa
Anlatı

LEZZETLİ ÖYKÜLER , Selgin GB



gönderen: atalet





bu kitabı leylakdalının bloğundaki yazıyla tanıdım.. önce yazarın bloğuna sonra da kitaba ulaştım.. ikisi de beni zenginleştirdiler..
kitapta yemek tarifleri de var.. ama tariflerden çok.. yemeğin hayatımızdaki simgesi.. nesne olarak  anılarımızdaki yeri ve üzerimizdeki etkisi var..

kadınlar var .. kitapta..

yemek yaparken fikir gezdiren kadından.. 
canı ev yemeği çeken.. ama yemek pişirmeyi bilmeyen.. 
kadın olmanın..insan olmanın bu sahnesine 
malzemesini bile seçemeyecek kadar yabancılaşmış.. bir kadına.. 
yemek tarifi alırken.. uzun zamandır görmediği.. 
yeni hallerine karşı tanışmamışlık hissettiği eski okul arkadaşlarına.. 
onların yaşamları ..öncelikleri.. tarzlarına bakıp kendini sorgulayan.. 
bir başkasına.. 
kadının ev hali.. iş hali.. komşu hali.. yaşlı hali.. muhtaç hali.. karıncanın kardeşi hali.. nişanlı hali.. hasta hali.. huysuz hali.. yalnız hali.. anne hali.. anne olası gelmiş haline .. birçoğuna.. 
oradan oraya zıplıyor.. 
ince bir ustalıkla ..mutfakta ve duyguda birbirine bunca yabancı bu kadınların..
hepsinin  hayatta yollarını kesiştiriyor.. 

kitap yapmıyor tabii bunları yazar yapıyor..
çok sevdim.. çok..
yeni kitaplarını hevesle beklemekteyim..




selgingb ayrıca çok güzel ve sistemli kitap eleştirileri yazıyor.. 

o eleştirilerden birinde..
öykü okumanın.. özel bir şey olduğunu.. hatta her öyküden sonra durup kısa bir süre.. 
düşünmek öyküyü sindirmek gerektiğini yazmıştı..
işte ben kitabı okurken ..onu bile yaptım..
şarap tadar gibi.. dolandırdım içimde zihnimde öyküleri.. ve evet... yine sevdim..

bence.. kendine has.. hafif  gül yaprağı kokusuyla açılıp.. yeşil biber rayihasıyla taçlanan..yeterince havalandırılmış.. tam uygun ısıda servis edilmiş.. dilde damakta ve yutakta  kalıcı bir tad bırakan bir kitap olmuş.. 

okumazsanız kaybedersiniz derim..

"Halbuki annem mideyi üşüttük mü, hastalandık mı,dört kaşık yoğurt, iki kaşık un, bir yumurtayı çırpar, üstüne dört bardak su çektiği tencereye kınalı elleriyle bir avuç da pirinç atıp, bir taraftan kendimizi hasta ettik diye söylene söylene, ağır ateşte aralıksız karıştırarak pişirirdi. Ateşten alıp da dinlendirirken, cızırdata cızırdata naneli pul biberli kızdırılmış tereyağını üstüne döküverirdi. bizim hanım öğrenemedi bir türlü anam gibi yapmayı şu çorbayı. "



Lezzetli Öyküler/Selgin GB
Cinius Yay./2011, 1.bası/
Öykü

HANGİ KİTABI ARAMIŞTINIZ?