30 Mart 2013 Cumartesi

CUMARTESİ AYRAÇLARI 19


Gönderen: Baykuş Gözüyle




Sanatsal ayraçlar

Sol üst kısım:
Salvador Dali-2 adet
Claude Monet-3 adet
Pablo Picasso
Henri Matisse

Alt kısım:
Edgar Degas
M.C.Escher
Frida Kahlo
Egon Schiele
Maurice de Vlamink

 


Sol üst kısım, soldan sağa:
Alphonse Mucha
Vincent Van Gogh-4 adet
Gustave Klimt-2 adet

Alt kısım:
Raphael
Michelangelo

CUMARTESİ AYRAÇLARI 18


Gönderen: Leylak Dalı




Leylaklı kitaba leylaklı ayraç
El emeği; bu ve daha fazlası için: Keçe Sepeti




Ezilmiş Leylaklar Kitabı/Onur Caymaz
Doğan Kitap/2003, 1.bası/224 sayfa
Öykü


29 Mart 2013 Cuma

SAKLI GÜL/REYES MONFORTE


Gönderen: http://yuregiminiklimi.blogspot.com



Vişegrad şehrinde yaşayan Boşnak bir ailenin kızı olan Zehra'nın yakın zamanda gerçekleşen, Sırp Boşnak savaşında yaşadıklarının anlatıldığu bir kitap. Kesinlikle okunmasını tavsiye ederim, savaş zamanı kadınların başına gelen en acı olayları anlatıyor. Tecavüz, aileden kopuş, yaşama umudu, aşk, ayrılık, tecavüz meyvesi suçsuz bir çocuk dünyaya getirmek, savaştan kaçış, tüm acıları ile yeni bir hayata başlangıç, savaş sonu aileye dönüş ve tekrar acılara gömülmek, utanç vs. Tüm duyguları bir arada bulabileceğiniz bir gerçek hayat hikayesi.
 
Zehra ve ablası Suhra arasında geçen telefon konuşmasını size aktarıyorum. 
SAYFA 203

"sizin için ne yapabilirim, bilmiyorum. Ne yapayım? Tanrım, ne yapabilirim?
 
"Yaşamak. yaşayabilirsin. Her gününü, her saatini, her anını büyük bir tutkuyla yaşayabilirsin. Yaşa, gül, ağla, eğer istersen tabii, ama yaşadığın için mutluluktan olsun. Sokağa çık ve haykır. Bir terasa otur ve bir kahve iç. Çarşıya git bir kilo portakal al. Bisiklete bin ve güçten düşene kadar sür; sonra da bir banka otur ve dinlen. Tiyatroya git ya da kütüphaneye. Bir film seyret. Nehirde yıkan ve güneşlen... Beni anlıyormusun kardeşim? Ne  dilersen onu yap ama mutlaka yap. Sanki yarın olmayacakmış gibi. Kendini özgür hisset. Birde şunu unutma. Dudaklarını koyu kırmızı renge boya; yeni açılan müthiş güzellikteki gülün taç yaprakları gibi görünsünler. Yapacaksın değil mi?"

Daha fazlası: Burada


Saklı Gül/Reyes Monforte
Pegasus Yay./2012, 1. bası/424 sayfa
Çeviren: Pınar Gökpar
Roman 

 

ŞAİRİN ROMANI/MURATHAN MUNGAN


Gönderen: Özgür Yağdıran




Murathan Mungan Türk edebiyatının en üretken yazarlarından biri. Dili ustalıkla kullanımı farklı türlerde verdiği eserlerle edebiyatımızda farklı bir yere sahip. Yıllar önce ilk romanı olan Yüksek Topuklar'ı da çok büyük bir zevkle okumuştum ama Şairin Romanı'nın yeri bende başka. Baştan itibaren sizi alıp masal diyarlarında ordan oraya dolaştırıyor ve sürpriz sonuyla da şaşırtıyor . Kesinlikle en az 2 kez okunmalı. Murathan Mungan'dan daha çok roman okumak dileğiyle...


Şairin Romanı/Murathan Mungan
Metis Yay./2011, 1. bası/582 sayfa
Roman
 
 

28 Mart 2013 Perşembe

KADINLAR HAMAMINDA FARKLI BİR GÜN/SİNEM BAŞ

Gönderen : atalet


bu bir ilk kitap..
yeni bir öykücü..

biraz fantastik biraz aşırı gerçekçilik..

arka kapakta..


"Tekrar tekrar okudum, özellikle "Uçurtma Dükkanı" öyküsü her seferinde beni yeniden çarptı. "Ah Borges" dedim, buralarda mısın, bana mı bakıyorsun? "

"Sinem'in yazılarını ilk kez gördüğümde çok beğenmiştim. Kendisiyle konuşmamızda, bu yazıların kaybolup gitmemesi gerektiğini, mutlaka kitap haline getirmesini söyledim. Eminim ki başkaları da benimle aynı düşünceyi paylaşmışlardır. Kitabı görünce çok mutlu oldum. Zevkle okuyacağınıza eminim. Kendisini tebrik ederim."
Bekir Coşkun

"Geniş ve zengin bir hayal gücü; şaşırtıcı güzellikte benzetmeler; sürpriz finaller; kitaptan fırlayıp yanınıza gelen ve sizinle sohbete koyulan sıradan kişiler... Sinem'in öyküleri okuyucuyu bambaşka dünyalara götürüyor"
Doğan Yurdakul
yazıyor.. 

ben ise.. en çok kitaba adını veren öyküyü sevdim..
hele sıkışık zamanlarından ötürü hayatın peşinde koşan genç kadınlarla.. taşradan gelen.. zamanın tadını çıkaran kadını anlatan cümleler çarptı beni..
" Derya ve arkadaşlarının peşinde koşarken düşmekten deli gibi korktuğu zaman Nuriye için akmıyor gibiydi. Aslında zaman kendini armağan etmişti sanki kadına. Derya’nın treni otobüsü; bazen kendini, bazen önemli bir iş toplantısının saatini, bazen de sevdiklerini kaybettiği ve hep gittikten sonra ardından bakakaldığı o bir dakikalık zaman dilimleri, bu kadının geniş gerdanında huzur ve mutluluk içinde dinlenen beşibiryerde idi.."
Pp 105

Ben bu yeni öykücüye hoş geldin deyip yer açtım kitaplığımda.. sizlerin de tanışmanızı öneririm.. 

 Kadınlar Hamamında Farklı bir gün, Sinem Baş
Geoturka yayımcılık, 1.baskı Şubat 2013, 167 sayfa,
Öykü

27 Mart 2013 Çarşamba

DÜNYA TİYATRO GÜNÜ KUTLU OLSUN



Gönderen: Leylak Dalı-Atalet



Dünya Tiyatro Günü fikri 1961'de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (ITI)'nin dönem başkanı Arvi Kivimaa tarafından önce Helsinki, sonra Viyana'da yapılan 9. ITI Konferansı'nda  ilk kez ortaya atıldı. Kabul edildikten sonra da her yıl 1962'de açılan Paris Uluslar Tiyatrosu'nun açılış günü olan 27 Mart'ta kutlanmaya başlandı.  Her yıl bir bildirge kaleme alınıp tüm dünya tiyatrolarında okunmaktadır, ilk bildirge Jean Cocteau tarafından yazılmıştır. Bu yılın uluslararası bildirgesini ise Dario Fo hazırlamıştır. Uluslararası bildirgenin yanısıra her ülkede ulusal bildiriler de sunulmaktadır. 2013 yılı ulusal bildirisi tiyatro oyuncu Göksel Kortay tarafından kaleme alındı. Biz Kitaplık Kurdu olarak Dünya Tiyatro Günü'nü tiyatro konulu kitaplar önererek ve Haldun Taner'in "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı" oyununda Münir Özkul'un olağanüstü bir performansla canlandırdığı Tomas Fasulyeciyan'ın tiradı ile kutluyoruz. Hayatımızdan tiyatro hiç eksik olmasın:


“Zaten aktör dediğin nedir ki?..
Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz o boş kubbede, bir hoş sada olarak kalır...
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız...
Görooorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz...
Birazdan teatro bomboş kalacak...
Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar...
Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır...
Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir...
Hiranuş’la Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır...
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler...
Artık kendimiz yoğuz...
Seyircilerimiz de kalmadı...
Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar...
Gün ağırır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır...
Perde...”

Kitaplar
-Antrakt/Haldun Dormen
-Sürç-ü Lisan Ettikse/Haldun Dormen 
-İkinci Perde/Haldun Dormen
-Dinle Beni/Nedret Güvenç
-Kıldan İnce Kılıçtan Keskince/Gülriz Sururi
-Engin Cezzar'ı Takdimimdir/İzzeddin Çalışlar
-Ölmeyi Bilen adam-Muhsin Ertuğrul/Ayşegül Çelik
-Kalemimin Sapını Gülle Donattım/Ferhan Şensoy
-Başkaldıran Kurşunkalem/Ferhan Şensoy
-Tiyatronun Cadısı/Macide Tanır
-Aynada Anılar/Mücap Ofluoğlu
-Benden Sonra Tufan Olmasın/Muhsin Ertuğrul

KÜTÜPHANE HAFTASI KUTLU OLSUN



Gönderen: Funda





TBMM Kütüphanesi/Ankara





26 Mart 2013 Salı

BİR FİLİZ VARDI/ ORHAN KEMAL


Gönderen: atalet
Orhan Kemal'in eserlerini yeniden yayımlanmış yeni farkettim....

bu kitabını okumamıştım..

orhan kemal'i yeniden okurken aklımda tek sözcük dolandı hep.
naif .. naif.. 
karakter naif..
yazar bile naif.. hatta sanki devir naif..

çok keyifle okudum..
o bir klasik artık zaten..
arada klasiklari okumak bugünün edebiyatını daha iyi anlamaya yol açıyor ve edebiyatın nasıl günün toplumuna ayna tuttuğunu da..

kitap bence.. karakterlerden birinin dediği gibi.. "aydınlıkçı gerçekçi"..
ışık ışık oluyorsunuz okurken..

kitap arkası yazısı..


"İnsanı tanımak ve her türlü zayıflığına rağmen onu sevebilmek için okunması gereken bir yazar olan Orhan Kemal, Bir Filiz Vardıda küçük dünyaların içine kıstırılmış insanların umutlarını, beklentilerini ve düşlerini anlatıyor. Kendisiyle aynı rüyaların peşindeki binlerce kızdan bir olan Filiz, yoksul bir mahallenin içinde sıkışmışlığın kurbanı olmamak için çırpınırken, kendisine benzeyen hayatlar hakkında da çok şey anlatıyor okurlara.
Orhan Kemalin kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemalin kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz." diyor..

Bir Filiz Vardı
Orhan Kemal
Everest Yayınları 2010 290 sayfa 
Roman

KİTAPLAR SOKAĞA ÇIKARSA 1


Gönderen: Tayfun Kuşluoğlu

 



Sokaklar kitap, kitaplar sokak koksun...
 

25 Mart 2013 Pazartesi

GIRNATACI/ERCÜMENT CENGİZ


Gönderen: Leylak Dalı




Kitabın bahsi biryerlerde geçmişti, almayı planlıyordum ki hediye geldi. Ne olduğunu tam olarak kestiremediğim konusundan ziyade ismi çekmişti beni. Klarnete "gırnata" denmesi her zaman çok hoşuma gitmiştir ayrıca annemle babamın yeni evliyken yaşadıkları Meriç'te başlarından geçen bir "gırnatacı" olayı vardı aile içinde sık sık anlatılıp her seferinde yüzlerde gülümsemeye sebep olan. Demem odur ki bu kitap şöyle veya böyle mutlaka okunacaktı tarafımdan, nitekim okundu da.

Yazar Ercüment Cengiz'in asıl mesleği doktorluk ve ilk kitabı "Gırnatacı" ile 2012 yılı Everest İlk Roman Ödülü'nü almış. Bu romanda akıp giden bir gırnata müziği eşliğinde aşk var, vefasızlık var, yıllar geçse de dinmeyen bir hasret var, önyargı var, acı var, hüzün var, sevgi var, memleket var, gurbet var. Sultan II. Abdülhamit devrinden 20. yüzyıl sonlarına uzanan bir dostluk-düşmanlık-aşk-özlem öyküsü Gırnatacı. İnsanı insan olarak görmenin arka plana itilip ırkı, milliyeti ile değerlendirmenin ne büyük hatalara sebep olabileceği anlatılıyor. Sevgiyle çözülebilecek bir sırrın ön yargıyla nasıl kötü bir sona ulaşabileceğini gösteriyor. Akıcı, sürükleyici bir ilk roman "Gırnatacı", seveceksiniz...

Gırnatacı/Ercüment Cengiz
Everest Yay./2012, 1. bası/335 sayfa
Roman


GÖRSEL OLARAK KİTAP


ee?? siz neler okudunuz bakalım bu aralr??

24 Mart 2013 Pazar

PAZAR ELEMEĞİ 10


bu kez atalete taşınmayı gerektirmeyecek kadar kolay bir proje..
kitaptır gazetedir dergidir.. basılı bir kağıtı.. mumumetrafına sıkıca sarıp..
etrafını sicimle kurdeleyle telle neyi dekoratif buluyorsanız onunda bağlayın.. sıradan mum..
entelektüel bir muma dönüşsün..


23 Mart 2013 Cumartesi

CUMARTESİ AYRAÇLARI 17


Gönderen: Leylak Dalı




 Bodrum Bodrum



Kitap:
Hoşçakal Bodrum/Cahit Kayra
Boyut Kitapları/1997, 2. bası/179 sayfa
Anı


 

CUMARTESİ AYRAÇLARI 16



Gönderen: Asis




El yapımı baskı ayraç


Kitap:
Mino'nun Siyah Gülü/Hüsnü Arkan
Kırmızı Kedi Yay./2011, 1. bası
Roman


 



22 Mart 2013 Cuma

BİZİM DİYAR/SEVİNÇ ÇOKUM



Sevinç Çokum ilk defa okuduğum bir yazar. Kitabı almaktaki en büyük etken yarı göçmem ruhlu olmamdı.

Osmanlının zayıfladığı, meşrutiyetin  çöküş döneminde bir anda çıkan savaş sonucu Rumeli'li Gülsüm Hanım ile eşi Ali Bey'in ve çocuklarının balkanlardaki yaşamlarının bozulmasını ve ailenin İstanbul'a göç yolculukları anlatılıyor. Yazarın akıcı anlatımıyla Osmanlı tebası rumların, birden bire hürriyetlerini kazanma uğruna, Rumeli'de yaşayan türkleri sırtlarından vurmalarını, hanlarda, konaklarda yaşayan türk ailelerinin göç esnasında yaşadığı zorluklar, kayıplar ve ümitlerini sanki  siz de yaşıyorsunuz. Yine her savaşta olduğu gibi kahrı çeken kadınlarımız oluyor. Zorunlu göç sırasında neler yaşadılar hepsi kitapta....

Trakyada yaşayan ben, özelllikle bir sayfasında Lüleburgaz ismini okuyunca daha bir heyecanlandım okurken, bu kitaptaki anlatımı güzel buldum. "A bre, "mari" gibi buralara has kelimeler kitapta çok sık geçiyor, beni de hemen içine aldı. Aşağıdaki satırlar yazarın sayfasından alındı. Diğer kitapları için de yazarın sayfasını ziyaret edebilirsiniz. 
"Yattığı yerden yıldızları görebiliyordu. Gece kuşlarının ötüşleri bahçeden doğru oraya kadar uzanıyordu. ‘Ey ağustos böceği! Cümlemizde ötersin. Cümlemizde akşama doğru ölürsün.’ Şiir miydi bu, neydi? Nerde okuduğunu hatırlayamıyordu. Çünkü yıldızlar vardı, çünkü böcekler ötüyordu. Geceleri türküler…
          Geceleri Rumeli.. Çökük yıkık köyleri yeni baştan, yeni baştan kuruyorlar… İhtiyarların konuşmaları uykular arasından işitiliyor. O fısıltılar hep Rumeli’yle ilgili. Bağlar bahçelerle, ovalarla donanıyor etrafları ve bir su sesi ince ince akıp yakınlarından geçiyor. Vardar kıyılarında sarı çiçekler… Orada barınanlardan bazıları birer ikişer sokuluyor yanlarına. İşte burası İstanbul’dur. Rumeli bir rüya…"
Kitapla ilgili daha ayrıntılı yazı için Yüreğimin İkliminin sayfasına geçmek isterseniz tık


Sevinç Çokum, Bizim Diyar,
Kapı Yayınları, 2012, 274 sayfa


İNCİR KUŞLARI / SİNAN AKYÜZ


Gönderen: Sevi Öztekin



İncir Kuşları’nda, 1992-1995 yılları arasında Bosna’da yaşanan acılar, bir piyano virtüözünün gözünden ve tamamen gerçeklere dayanılarak anlatılmaktadır.Fotoğrafta görülen piyano,  Çanakkale Kent Müzesi’nde yer almakta olup 1880-85 yılları arasında Paris’te üretilmiştir. 1904 yılında Rum Kız Okulu olarak eğitime başlayıp Cumhuriyet’in ilanı ile İstiklal İlköğretim Okulu olan binanın eskiden müzikli-danslı toplantı ve balolarının yapıldığı salonunda kullanılmıştır.


11-12 yaşlarımdaydım. Burnumun dibinde yaşananlar zerre kadar umurumda değildi. Hayat benim için yeni romanlar ve okuldaki arkadaşlarımdan ibaretti.
Sonrasında da geri dönüp bakmadım hiç. Onca film çekildi, onca roman yazıldı Bosna’da yaşananlarla ilgili. İzlemedim, okumadım; dram sevmem, savaş hiç sevmem. Şarkılar vardı bağırarak söylediğim ama anlamını düşünmediğim. İrdelemedim, hatta kederlenmedim. Sadece 20. Yüzyılda Avrupa’da,  dünyanın şeklini belirleyerek ekonomik çıkarları gözetmek yüzünden desteklenen bir katliam yapıldığını ve bunun onların ayıbı olduğunu düşündüm, utanç duyması gerekenin hepimiz olduğunu değil. Bildim ama hissetmedim. Gördüm ama dokunmadım.
Zaten ne zaman birileri bilmem nerede Müslümanlar öldürülüyor dese, bende ters etki yapıyor. “İnsanlar öldürülüyor” yerine “Müslümanlar öldürülüyor” denince, çıkar sağlamaya çalışan birileri var bu işten, diye düşünüyorum.
Yirmi sene geçmiş üzerinden. Bir de kendimi okur-yazar, duyarlı bir insan sanırdım. Kazayla öldürdüğüm böceğe ağlayan ben, nasıl olup da böyle taş gibi soğuk ve katı kalmışım, aklım almıyor.
Bu büyük katliam ve bitmek bilmeyen acılar yüzünden ilk gözyaşımı bu sabah döktüm.
Sinan Akyüz, İncir Kuşları’nda, gerçekten yaşanan bir olaydan yola çıkarak olan biteni tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Her zamanki gibi senelerce birlikte yaşamış toplumlar geçmişin kini alevlendirilerek birbirine düşürülüyor, birileri alttan altta birilerini destekliyor, Birleşmiş Milletler de katliama resmen destek veriyor. Parçalanan devletler, uzaktan yönetilen ekonomiler, bol silah satışı. Bütün bunlar birilerinin çok işine geliyor. Bunları artık küçücük çocuklar bile biliyor.
Ama işin bir de insani boyutu var. Ağrılı, acıyan, kanlı, dokunabileceğin çürümüş bir yanı, iğrenç kokan pis bir yanı var. Belki de bunları hissetsek (şu anda dünyanın dört bir yanında devam ediyorlar) deliririz ve kendimizi böyle kapatmamız bir bakıma iyi.
Şu an Bosna-Hersek’e gitsem, biliyorum oradaki taşların bile hala okşanmaya ihtiyacı var. 20 sene geçmiş ama insanların içindeki yara kapanmamış, toprak hala ağlıyor, nehirler hala kanıyor.  Sevgi ve şefkatle iyileşir mi belli değil, ama yüreğimden taşan bu hislerden başka verebileceğim ne var…
…ve 20 sene önce yaptığımı hala yapıyorum, aynen devam ediyorum. Bu gün dünyanın kaç noktasında benzer acılar yaşanıyor, belki de çoğundan haberimiz yok. Her şeye ne kadar da sessiz, ne kadar da tepkisiziz. Gerçi kendi ülkemizde olanlara bile tepki göstermeyen bir milletken, belki de bunu söylemek komik olacak ama: medyanın bize verdikleriyle yetinmeden olayların iç yüzünü araştırmak ve yaşanan böylesi zulümlere karşı bir güç olarak devletçe ağırlığımızı koyması için hükümetimize talepte bulunmak zorundayız. Bu söylediğim bütün ülkelerin vatandaşları için geçerli.
Şimdi bu yazının bir kitap yorumu haline dönüşmesi için tek söyleyebileceğim: Sinan Akyüz öyle etkileyici yazmış ki, bir gecede okuduğum bu kitaptan sonra, elime fotoğraf makinemi alıp, haberlerde izlemeye dayanamadığım o sahneleri yerinde görüntüleyip bütün dünyaya duyurmak için dünyanın karışık bölgelerine koşmak istiyorum…
Kitaptan alıntı yapmak istediğim, özet niteliğinde bir bölüm, muhtemelen yine ağlayarak yazacağım:
“Sırplar yüreğimi ateşe tuttular
Ben hiç yanmadım
Geceleri soyunup koynuma girdiler
Ben hiç sevişmedim
Atalarıma küfürler savurdular
Ben hiç duymadım
En sonunda beni hamile bıraktılar
Ben hiç doğurmadım…”
Sırada kitapta sözü geçen Milcho Manchevski’nin Yağmurdan Önce filmini izlemek var…


Sinan Akyüz, İncir Kuşları,
Alfa Yayıncılık, 2013, 328 sayfa


21 Mart 2013 Perşembe

GÖRSEL OLARAK KİTAP 11




Bir yanım gündelik şeyler 
Evdir ekmektir 
Yaşadığım kaskatı; 
Bir yanım olmadık türküler söyler 
Yoldur özlemdir 
Benim en güzel düşlerim 
İçimde kaldı.

Şükrü ERBAŞ

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ KUTLU OLSUN


Gönderen: Leylak Dalı




Behçet NECATİGİL
"Evin -de hâli, saadet,
Isınmak ocaktaki alevde
Sönmüş yıldızlara karşı
Işıklar varsa evde"

Turgut UYAR
"Ah! Her şey akıp gider, bir tarlalar ve sevda kalır
Ne sevdadır ne bıçaktır, utançlardır saklanır"

Özdemir ASAF
"Çiçekler bir şölen yaşamda
Renklerin en büyük orkestrası
Dursuz-duraksız çalar her insanda
Svinci, aldanıyı, ölümü ve yası."

Metin ALTIOK
"Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli;
Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli."

Ahmed ARİF
"Seni, anlatabilmek seni
İyi çocuklara, kahramanlara
Seni, anlatabilmek seni
Namussuza, halden bilmez
Kahbe yalana."

Gülten AKIN
"Bir roman kadar uzun bu tümce,
-Sonra işte yaşlandım"

Birhan KESKİN
"Durup durup geçmesin içinden ağlamak
Dur, neden ağlıyorsun can'ım,
yetmez mi ikimize bir sağanak..."

Mahmut TEMİZYÜREK
"her şeyi yutacak bu zaman
gitsek, hangi çağlara?"

Şükrü ERBAŞ
"Sevgilim...
Tanrının beşiğiymiş koynun diye uyuduğum rüya."

Ahmet TELLİ
"Yol unutturur kimilerine
Daha istasyondayken birşeyleri
Vedaın sıcaklığı yele dönüşür
Üşür bir demet çiçek o an
Kapanır içimizdeki kapılar
Vefa dışarda kalır"

Akgün AKOVA
"kendisini kırmayan çocuğa aşık olur oyuncak
ve değil mi ki aşk
oyuncak sanıp yatağımızda sakladığımız
içi bencillik dolu bir silah"

19 Mart 2013 Salı

GÖRSEL OLARAK KİTAP 9

Gönderen: atalet


eğer herkesin okuduğu kitapları okuyorsan..herkes gibi düşünmeye başlarsın..                                             -haruki murakami

DUMANKARA/LEVENT CANTEK


Gönderen: Leylak Dalı




 

"DumAnkara-Hayat Bir Yangındı" Levent Cantek'in yazdığı senaryolardan yola çıkarak 19 çizerin oluşturduğu 21 öykülük bir kitap.  Tüm öykülerin baş kahramanı Ankara. Levent Cantek Metin Altıok'un Ankara'yı anlatan bir dizesiyle başlamış önsözüne: "herkes göz ucuyla bakıyor yok sayarak sana". Sürekli İstanbul'la kıyaslanan, başkent olmasına şaşılan, kimi zaman "gri şehir" diye hor görülen Ankara'nın kendine özgü öyküleri Levent Cantek'in anlatımı ve farklı çizerlerin çizgileriyle hayat buluyor bu kitapta. Kimi zaman şehrin, kimi zaman sakinlerinin dertlerine, acılarına tanık oluyor, Ankara'nın ara sokaklarında, bilinmedik kahramanların eşliğinde düşsel bir seyahate çıkıyorsunuz. Bazıları geçmişten, bazıları günümüzden öykülerin her birini farklı bir çizer resimlemiş. Kimi zaman şaşırtıp gülümsetse de çoğunlukla iç burkan öyküler. Çizgi roman meraklısıysanız, Ankaralıysanız, Ankaraseverseniz, Ankara'yı tanımak isterseniz, bu insanlar ne yazmış, ne çizmiş derseniz okuyun DumAnkara'yı, seveceksiniz...
Senaryo: Levent Cantek
Çizerler: Ayhan Hayrula, Berat Pekmezci, Çağrı Coşkun, Emre Yüce, Ender Özkahraman, Ethem Onur Bilgiç, Gökhan Güneş, Mert Yavaşça, Murat Başol, Murat Gürdal Akkoç, Ömürden Bakaçhan, Sefa Sofuoğlu, Sümeyye Kesgin, Taner Duran, Uğur B. Sertçelik, Utku Yavaşça, Zeynep Özatalay.

DumAnkara-Hayat Bir Yangındı/Levent Cantek
İletişim Yay./2013, 1. bası/232 sayfa
Çizgi öykü

18 Mart 2013 Pazartesi

GÖRSEL OLARAK KİTAP 8

Gönderen : atalet

Kitaplığımın tarih bölümünden Çanakkale Anıtı 


18 Mart.. Çanakkale şehitlerimiz nur içinde yatsınlar.. haklarını bize helal etsinler..

SİNEK ISIRIKLARININ MÜELLİFİ/BARIŞ BIÇAKÇI


Gönderen: Selgin GB




Barış Bıçakçı'yı sevmemin birçok nedeni var. Altalta yazmak gerekkseydi, muhtemelen şöyle sıralardım.
- Raymond Carver ve J.D. Salinger başta olmak üzere aynı yazarları seviyoruz.
- Okuyucusunu seviyor ve ona cidden hürmet ediyor.
- Hikayesi neyi gerektiriyorsa o kadar yazıyor. Ne bir kelime eksik ne de fazla.
- Tadı damağımda kalıyor. Böyle olmasını sevdiğim halde dahasını istiyorum ama asıl dahası olmadığı için seviyorum.
- Anlatı içinde çok yerinde ve abartıya kaçmayan, okuru dumura uğratan benzetmeler kullanıyor. Teşbihte hata yapmıyor, vesselam.
- Kahramanları herkes gibi. Yani, kitaplarında gerçek anlamda kahraman yok.
- Hayatı olduğu gibi anlatıyor.
- Hiç görmedik kendisini, hiç sesini duymadık. Bu durum ya tevazudur ya da egomanyaklık. Bence hiçbiri. Sadece kendisi için yazdığı, bizim de sebeplendiğimiz, bu sebepten ortalarda görünmeyi gereksiz bulduğu kanaatindeyim.
- Türkçe'yi öyle güzel kullanıyor ki, çeviri sıkıntıları yaşayacağı için muhtemelen dünya ile paylaşmak zorunda kalmayacağız.
Sinek Isırıklarının Müellifi'ne gelecek olursak... onun için bir tık. 


17 Mart 2013 Pazar

PAZAR ELEMEĞİ 9

Gönderen: atalet

 

kendine ait bir çalışma köşesi..


PAZAR ELEMEĞİ

Gönderen:atalet



keşke fultaym blogcu ya da..
kraftçı olsam diyeceğim neredeyse..

bugünün kraftı..
biraz kolaj biraz boyama.. biraz eskitme..
öncesini veriyorum bu yazıda.. akşam üzeri.. sanırım bitmişini verebileceğim..


16 Mart 2013 Cumartesi

CUMARTESİ AYRAÇLARI 15


Gönderen: Selgin GB



Kolay kolay kaybolmayan bir ayraç nasıl yapılır, Selgin GB anlatıyor:

Ayraç kitapsever için mühim meseledir. Eğer kişinin kitaplarla arasında makulün ötesinde bir ilişki varsa ayraç dediğimiz şey öyle herhangi bir nesne olamaz.Nasıl ki kokoş için kolyesi küpesi önemliyse bizim için de ayraç ciddiye aldığımız bir aksesuvardır.
Bir de eminim benim gibi olanlar vardır. Ayraçları seven, onları önemseyen ama sürekli kaybedenler...
Ortadaki gövdesi pembe, kırmızı saplı ayraçla karşılaşana dek mütemadiyen onların kitap arasından kayıp düşmeleri sonucu ayraçları kaybediyordum. Onunla beraberliğimiz sanırım iki aya yaklaştı ve kim bilir daha kaç kitapta birlikte oluruz.
Bu ayracın özelliği sap, püskül artık ne derseniz onun bildiğimiz lastikten ibaret olması. Bu lastiği çevirip kitaba dolayınca ayraç ve kitap bir bütün olarak sabitlenmiş oluyorlar. Böylelikle ayracın kaybedilme ihtimali sıfıra yaklaşıyor. 
Dün akşam, birden nereden geldiyse aklıma, kendim de yapabilirim bu ayraçlardan diye düşündüm. Çocuklardan aldığım bir kartondan bir şerit kestim. İkiye katladım. İkiye katlanma yerine lastiğin geçeceği kadar bir kesik attım. Elime simli gri kalemi alıp beceriksizce bir çerçeve çizdim, üstüne de arkalı önlü en sevdiğim yazarların adlarını yazdım. İkiye katladığım lastiğin serbest uçlarını ortadaki kesikten geçirdim, Japon yapıştırıcı ile kartona lastiği yapıştırdım. Koli bandıyla da bir tür PVC kaplama yaparak ayracımı dayanıklı hale getirdim.
Hızımı alamadım ve oluklu siyah mukavva üzerine bir dolunay ve uyduruk yıldızlar çizip ikinciyi de ürettim.
Tek sorun lastiklerin beyaz olmak zorunda olması. Renkli, özellikle de lame ve dore lastik bulmak üzere çalışmalara başladım.
Bu ayraçlar henüz acemilik ürünlerim, biraz çalışayım, bakalım neler çıkacak?
Öyle yani...
 

 
 

CUMARTESİ AYRAÇLARI 14


Gönderen: Leylak Dalı




Afrika kökenli yazarın kitabına Güney Afrika kökenli ayraç


Caz/Toni Morrison
Simavi Yay./1993, 1.bası/278 sayfa
Roman 

 

15 Mart 2013 Cuma

VELAYET AŞK MESLEĞİ/ RABİA CHRİSTİNE BRODBECK


Gönderen: Denize Karşı 


Kitabımızın yazarı İsviçre Basel doğumlu. 12 yaşında bale eğitimine başlamış. Londra'da bale ve modern dans eğitimi almış. Tek başına gerçekleştirdiği performanslarla dünyaca ünlü bir modern dansçı iken 1986'da New York'da İslâm ve Tasavvuf ile tanışıyor. 1987'de müslüman oluyor. 1992'den beri İstanbul'da yaşıyor. Bu kitap yazarın ülkemizde yayınlanan 4.kitabı. 

Aşk Mesleği , Rabia Christine Brodbeck
Sufi Kitap, 2012 
256 sayfa



DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN TOMRİS UYAR


Gönderen: Leylak Dalı-Atalet


 

"Bu uzaklıktan bakıldığında masa, kıyıdan açılmaya hazırlanan bir tekneye benziyordu. Öteki masalar dolmuştu. Sanki birazdan bir şey olacak, diyelim bir düdük çalacak ve masa, kıyıyla bütün bağlantılarını koparıp engine doğru yol alacaktı. Ya da içli bir şarkı yükselecekti belki, eski kışların, eski yazların yüreğine saplanacak, eski sevgilerin kabuğunu sıyıracaktı."

Güzel Yazı Defteri/Tomris Uyar
YKY/2002, 1.bası/93 sayfa
Uzun öykü
Ali Arif Ersen'in desenleri ile

Tomris Uyar yaşasaydı bugün 72. yaşını kutlayacaktı. On yıl önce yitirdiğimiz yazarı, Edip Cansever'in 40. doğumgününde onun için yazdığı şiirle anıyoruz:

MAVİ UÇLU BİR KAPTAN

Eldivensiz ve sıkılmış
Hafif hafif terliyor
-görüyorum karşımda-
Burnuyla dudakları arası

Böyledir Tomris'in özel yaşı

Annesinin kolyesi
Gün ışığında pembe buğu
Ayakta dursa ne çıkar
Neye benziyor ki oturmuşluğu

Kansız kesilir boşlukta kolu

Pasaj'da yapma çiçekler
Laf atar saçlarına
Hazırdır karşılığı, bir öykü bulur
Anlatır gül kokularına

Görüntüsü kendisi
Akşamüstlerinden yapılmış
Nerden bulmuş acaba göğsü yerine
Kalbine bir ayçiçeği asılmış

Bir gün bir öğle sonu
Ne tuhaf, avcunda
Kalakalmış bir çocukluk durumu
Bana sorsa tam o sıra
Gözleri camdan bir Haziran çukuru

Susarsa susmayı da konuşan
"Mavi uç"lu bir kaptan

Doğum günün kutlu olsun Tomris Uyar...

KİBRİT ÇÖPLERİ/MURATHAN MUNGAN


Gönderen: Baykuş Gözüyle/ Natali



"En kısa hikaye parçasına an denir.
Bazı anlar bütün yaşamımızı belirler.
''Bütün yaşamımız'' dediğimiz de o birkaç ana bakar aslında...
Bu yüzden yıllar sonra en çok hatırladıklarımız anlardır.
Gerisi bulanıktır.Geçmişi anlar berraklaştırır."




Murathan Mungan
KİBRİT ÇÖPLERİ
-takribi ve vasati kıpkısa öyküler-
Metis Yayınları
İlk basım Şubat 2011
97 sayfa

14 Mart 2013 Perşembe

YÜZBAŞI VE KADINLAR TABURU/MARİO VARGAS LLOSA

Gönderen: atalet



Bu kitabı yeni okumadım... Machu Pichu maketi ve yanındaki fotoğraf, çok okuyan, çok gezen bir dostumdan armağan olarak gelince, yanına Peru'lu yazarın kitabını da alıp kitaplık kurduna konuk olsun dedim. Fotoğrafladıktan sonra yeniden hızlı bir okuma yaptım..


 LIosa Latin Amerika'nın en ünlü yazarlarından ve Peru'nun renkli yüzlerinden; yazara  " gücün yapısını  haritalamada  ve bireylerin direnç, başkaldırı ve yenilgilerini çarpıcı bir şekilde betimlemedeki becerileri için" 1982'de Nobel Ödülü verildi. 1990 yılında Peru Devlet Başkamlığına aday gösterildi.

Bu romanında Peru Ordusu'nun 'düzen' ve 'disiplin' anlayışını askerler için açılan bir 'genelev' aracılığı ile işler.

Kitap arkası tanıtım yazısı:
Peru Ordusu'na mensup askerler izin günlerinde çevre köy ve kasabalardaki kadın ve kızların ırzına geçmektedir. Askerlerin bu cüretkârlığına halkın tepki gösterip 'isyan' etmesinden çekinen generaller çözümü askerler için bir genelev açmakta bulurlar. Ve subayların sicil dosyalarına bakarak görev bilinci çok gelişmiş, yöneticilik kabiliyeti çok yüksek, orduyu ve vatanını çok seven bir üsteğmeni bu işle görevlendirirler... Üsteğmen içki içmeyen, kumar oynamayan, karısından başka hiçbir kadınla beraber olmayan, 'mahçup' diye tanımlanabilecek biri olmasına rağmen 'emir verildiği için' görevi kabul eder...
Görev bilinci ve örgütlenme becerisi çok yüksek olan üsteğmen terfi eder ve yüzbaşı olur.. Büyük bir çaba ile topladığı hosteslerle Peru ordusunun "en iyi çalışan kurumu" dedikleri kadınlar taburuna komuta etmeye başlar..Hostesler diğer erler gibi içtimaya çıkıp tekmil vermeyi öğrenirler..

Llosa bu kitabında  çarpıcı bir konu ile okuru çarpmaya çalışmaz.. Esas amacı Peru ordusunun hayatın bütün alanlarını denetleme, herşeye matematiksel bir düzen ve disiplin sınırları içinde hakim olma isteğiyle dalga geçmektir.. Bunu da pek güzel başarır.
Bu anlamda antimilitarist bir kara mizah örneğidir kitap..
Ben okurken çok gülmüştüm.. yıllar önce idi, kitabı yeniden karıştırdığımda bugün daha farklı bir gözle gördüğümü, mizahın "kara" yanını daha fazla algıladığımı farkettim. Tavsiye ederim.
Malesef yeni baskısı yok ama dileyenler için sahaflardan bulma imkanı olacaktır.


Yüzbaşı ve Kadınlar Taburu (Pantaleon y las Visitadoras)
Mario Vargas Llosa
Çeviri: Sargut Şölçün
Ayrıntı Yayınları, 1988 İstanbul, 247 Sayfa
Roman




DOĞUDAN UZAKTA/AMİN MAALOUF



Gönderen: Yüreğimin İklimi


Pek çok insan büyüdükçe masumiyetten kuşkuculuğa geçer; yolun tersine katedildiğine az rastlanır.
Adam arkadaşı Murad'ın ölümü üzerine Lübnan'a geri döner. Burada Murad'ın eşi Tania'ın isteği ile gençken bir arada oldukları arkadaş grubunu tekrar toplamak isterler. Bu arkadaşları ile bağlantıya geçen Adam'ın 15 günde bu toplantıyı ayarlama ve geçmişe yolculuk yapmasının anlatıldığı akıcı, okuması güzel bir kitaptı. Her ne kadar bazen tasvip etmediğimiz davranış biçimleri olsa da, beni en çok etkileyen Adam'ın kendi geçmişine yaptığı yolculuk kısmı oldu. Özellikle Hanım ile arasında kurulan ilişki.

Okumanızı hatta kütüphaneniz varsa yer açmanızı tavsiye ediyorum. 

Asla Dolores'in konumunda olmak istemezdim :)) Dolores hakkında neden böyle düşündündüğümü merak ediyorsanız lütfen kitabı okuyunuz.

Yüreğimin İklimi blog sahibesinin kitapta altını  çizdiği diğer cümleler için tık

Doğudan Uzakta, Amin Maalouf
Çeviren: Ali Berktay 
YKY, 2012,457 sayfa
Roman




13 Mart 2013 Çarşamba

ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 13


Gönderen: Leylak Dalı



Leylak Dalı'nın kitaplığından bir raf
Kumrular dedikodunuzu yapıyor ona göre:

"Kitaplık Kurtları kitaplık fotosu bekliyor ama pek ilgilenen yok, değil mi kardeş?"


ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 12

Gönderen: atalet


ataletin kitaplığından bir raf..
ve ters bakışlı kitaplık kuşundan bir uyarı...

"kitaplık kurtları kitaplık fotolarınızı bekliyor"

12 Mart 2013 Salı

KİTAP KURTLARI 5


Gönderen: Tayfun Kuşluoğlu





"Kitap aklın ilacıdır"
Ovidius


KUŞATMA/FÜRUZAN



Gönderen: Bir Dilim Sohbet



 

Her seferinde ciğerimi elime veriyor bu kadın. Tabi ki Füruzan'dan bahsediyorum. Hele de kitaba adını veren Kuşatma öyküsü...

Füruzan'ın duygu aktarımı ve anlatmak istediği hikayenin ruhunu tanımlamadaki ustalığına ne denir? Yaşar Kemal nasıl edebiyatımızın betimleme üstatlarındansa Füruzan da duygu ve atmosfer anlatımı konusunda bir o kadar başarılı.

Kalemi hep doğuştan kaybedenler üzerinde dolaşıyor Füruzan'ın. Her seferinde içinden bir kaybeden doğuruyor. Doğumun fiziksel olarak verdiği acıların bir benzerini yaşıyorsa ruhu bu hikayeleri doğururken - ki öyle olduğuna neredeyse eminim - dikiş izlerinden tanıyabilirim hangi öykünün hangi yaradan çıktığını.

Füruzan bir kış yazarıdır benim nezdimde. Onun kalemini yazın ışıl ışıl aydınlığıyla bağdaştıramamamdan belki de. Takvimler baharı gösterse de biliyorum ki çoğu memlekette hâla kış soğukları hüküm sürmekte. Elleri kestane sıcağıyla, çay bardağıyla ısıtıp portakal kabuklarıyla kokutmanın son demlerindeyken daha, bir Füruzan kitabı okumanın tam zamanı. Ve Kuşatma gözü kapalı tavsiyedir.

Kuşatma'nın yazarın, ilk kez 1972 yılında yayınlanan ikinci öykü kitabı olması da arka kapaktan bir not...
 
 
Kuşatma/Füruzan
YKY/2011, 1. bası
Öykü
 


 

11 Mart 2013 Pazartesi

YATAK/DAVİD WHİTEHOUSE


Gönderen: Merve Kocabıyık




Büyük bir hızla okuyup bitirdiğim sürükleyici bir kitaptı “Yatak” benim için...
Çocukluğundan itibaren tuhaf biri olan Malcolm, bir gün karar veriyor yataktan hiç çıkmamaya; senelerini yatakta geçiriyor ve bir obez olarak veda ediyor hayata. Kitapta anlatıcı kardeş Ben hem bu kararın arkasında yatan nedenleri hem de Malcolm’un çevresindekileri ve bu kişilerin ruhsal tepkilerini anlatıyor.
Hayatın sıradanlığından kaçma anlamı taşıyan bu anlamsızlıkta; çocuğuna çok düşkün bir anne, geçmişi ile sürekli bir sorgulayış içerisinde olan bireysel bir baba, aşkıyla mücadele eden kız arkadaş Lou ve tüm bunların gölgesinde Malcolm Ede’nin kardeşi olmaktan kurtulma ve kendisi olma mücadelesi veren kardeş Ben...Neden böyle olduğunu sorgularken kitap hem geçmişten hem de günümüzden parçalı anlatımlarla merak uyandırarak ilerliyor.
Okumamak büyük kayıp değil ama keyifle okunabilir. Son olarak kitaptan bir alıntı:

“İnsana mucizevi bir kalp verip, sonra da onu milyonlarca ufak parçaya ayıran bu şey hayat mı? Beklemeniz söylenen hiçbir şeyin gerçekleşmemesi? Eğer hayat buysa, yataktan çıkmaya değer mi?"

Yatak/David Whitehouse
Domingo Yay./2012, 1. bası 
Roman 

LİMONLU PASTANIN SIRADIŞI HÜZNÜ/AİMEE BENDER


Gönderen : atalet




kitap tanıtım yazısına bakacak olursak..
"Büyümenin eşiğindeki Rose için hayat, bir sabah geri dönülmezcesine değişir. Zira annesinin yaptığı limonlu pastadan aldığı bir lokmayla, sadece yemeği değil, onu pişiren kişinin duygularını da tatmakta olduğunu anlar...
Olağanüstü yeteneği, aynı zamanda derin bir kaygı ve hüznü de beraberinde getirir; çünkü her zaman neşeli, güler yüzlü ve sevecen biri olarak bildiği annesi, kalbinde sarsıcı bir gerçek saklamakta, ailesinden ayrı ikinci bir hayat yaşamaktadır..."
bana sorarsanız..
yazarın dilini sevdim.. temiz ve akıcı..
çevirmenin de  titiz ve özenli çalışması sonucunda .. akıp gidiyor..

öyküyü  çok ilginç buldum..
ama bitirdiğimde hiç bir sayfanın köşesini kıvrık bırakmadığımı farkettim..
aforizmasız bir kitap .. nadir bulunur cinsten..


dokuz yaş gerçek hayatta diğer insanlardan ayrı bir birey olduğumuzu algıladığımız yaş..
ve roman kahramanı Rose da .. dokuz yaşına girerken başlıyor algısındaki farklılaşma..
anne baba ve Rose ve hatta yan karakter george iyi analiz edilmiş..
 romanın gelişme ve sonucu da oldukça iyi..
ama abi karakteri bence olmasa da olurmuş.. ya da daha ayrıntılı verilmeliymiş..
bu benim fikrim elbet..

son zamanlarda siz de romancıların.. kurguladıklarının hiçbirinden..
hiç bir cümlelerinden vazgeçemeyip hepsini kullandıkları duygusuna kapılıyor musunuz??..

kitap bana zaman zaman.. duygular katılarak pişirilen..
sembolik bir yemek olan ramen çorbasını pişirmeyi öğrenmeye çalışan bir genç kadının öyküsü olan..  "Ramen Girl" isimli filmi anımsattı ..

yalnız yemeğe değil her emeğimize..
eğer değer vererek.. özen göstererek üretiyorsak .. duygularımızı katıyoruz..
bunlar arasında en önemlisi yemek..
ancak  yiyenlerde sadece genel bir ağız tadı  bırakması daha az yorucu.. daha sağlıklı.. orası kesin..

sonuç olarak kişilerin duygularını dile getirebilmelerinin ne kadar önemli olduğunu söyleyeyim..
söze döksek.. dökebilsek.. yaşamdaki birçok sorundan kurtulabiliriz sanki..

okuyun der miyim.. evet. sadece kızın öyküsü bile yeterli okunması için..
diğer yemekle bağlantılı kitaplar gibi..
bu da.. ağzımda bir tad bıraktı.. özetlersem..
"geçmişle marine edilmiş.. burukluk verecek baharatlarla karıştırılarak..  bir tutam özlem.. göz kararı sorumluluk eklenerek hazırlanmış.. ve son olarak üzerine biraz kadınsı duyarlık dökülerek  servis edilmiş.."
Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü, 
Aimée Bender,
Çevirmen: Suat Ertüzün
Can Yayınları, 2013, 280 sayfa
Roman

HANGİ KİTABI ARAMIŞTINIZ?