28 Şubat 2013 Perşembe

İSTANBUL'DA BİR YAHUDİ AİLESİ/BRIGITTE PESKINE


Gönderen: Yüreğimin iklimi




Ayın 15 inden bu yana 2008 yılında alıp hala okuyamadan kütüphanemde duran, aşağıdaki kitabı nihayet okuyabildim. Tabii bu arada kitabın aynı isimde 2.si yayınlanmış devamı olarak, notumu aldım bilahare kitap siparişlerinde alacağım. Genelde gerçek hayat hikâyelerini konu alan kitapları seviyorum. Bu kitapta İstanbul'un Hasköy semtinde dünyaya gelen bir Yahudi kızı ve ailesinin hayatı anlatılıyordu. Rebecca Gatenyo okuyup lise öğretmenliği yapmak için bir çaba gösterirken, ablasının ölümü ile eniştesi ile evlenmek ve yeğenlerine bakmak zorunda kalıp hayallerine elveda der. 2. Dünya Savaşı sırasında İstanbul- Paris arasında yaşamı Amerika'ya kadar uzar. Altını çizdiğim cümleleri not aldım ve aşağıdaki linkte sizlerle paylaşıyorum:




İstanbul'da Bir Yahudi Ailesi/Brigitte Peskine
İnkılap Kitabevi/2005, 1.bası/424 sayfa
Çeviren: Ela Güntekin
Roman
 



DİDEM MADAK


Gönderen: Leylak Dalı


Didem Madak 1970 yılında doğdu. Hukuk Fakültesini bitirdi, ilk şiirleri çeşitli dergilerde yayınlandı. İlk kitabı "Grapon Kâğıtları" ile Akademi Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazandı. İkinci kitabı "Ah'lar Ağacı" 2002'de, son kitabı "Pulbiber Mahallesi" ise 2007'de yayınlandı. 2011'de kolon kanseri nedeniyle hayata veda etti. 

Grapon Kâğıtları'ndan:

BUĞU

Ölü mavi bir kelebeğim
Kuruttum kanatlarımı
Mavi bir bilyenin göbeğini öptüm
Her dehlize girdim, her sırra erdim
Çocuklar gibi ölmeyi bilmeden öldüm.

Ah'lar Ağacı'ndan:

MÜSVEDDELER

Anlatarak bitiriyorum hayatımı
Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat
Bir çiçek çizdim bu akşam avcuma
İsmini her şey koydum.
Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan.
Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım
Yıldızlı bir gecenin.


Pulbiber Mahallesi'nden

Evet efendimiz!
Bahçedeki yaprakları süpürdüm
Kediye sütünü verdim, işe geç gitmedim
Kirayı yatırdım, fazla içmedim
Balkabağımı parlattım efendimiz
Yılbaşında kabak tatlısı da yaparız
Hayır, şeytanım çatlamadı, çatlamıyor
Islık çalmam ve parmaklarımı da hiç kıtlatmam
Yarın karlar erirse,
Yüzüm geçit verirse gülümserim birilerine
Peki gülümserim efendimiz
Başka emriniz?

Grapon Kağıtları
Metis Yay./2012, 3.bası/68 sayfa
Şiir

Ah'lar Ağacı
Metis Yay./2012, 3.bası/73 sayfa
Şiir

Pulbiber Mahallesi
Metis yay./2012, 2.bası/113 sayfa
Şiir




27 Şubat 2013 Çarşamba

KİTAP KURDU 2

Gönderen : Tayfun Kuşluoğlu


her kitap bir yolculuktur....

ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 10

 Gönderen: Tayfun Kuşluoğlu


Tayfun Kuşluoğlu, kitapsever,müziksever, doğasever, okur, düşünür.. bilim insanı ve mühendis..
Kitaplığında bu sıfatlarla bağlantılı eserleri görüyoruz.. yakın tarihle, cumhuriyet tarihi ile, felsefe ile ilgili bir çok kitap yer alıyor.
Atatürk'ün Nutuk'u.. göze çarpıyor raflardan birinde.. Atatürkle ilgili birçok eserin arasında..
Ama benim en sevdiğim Akordionun olduğu kare.. =)



26 Şubat 2013 Salı

DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR/ECE TEMELKURAN

Gönderen: atalet


bazen yazarı seversin zaten..
bazen o yazar kendinden katar da katar yazdıklarına.
işte düğümlere üfleyen kadınlar..
öyle bir kitap..
benim için okuması çifte kaymaklı oldu..

sevecenlik.. sahiplenme.. 
bir anda değişen ruh halleri..
yeniden yaratma .. 
hepsi var içinde..
inceden arap baharı ile ortadoğunun değişen dengelerine..
dokundurmalar var..

bazılarının dediği gibi..
kişisel gelişimle ilgili göndermeler var mı ..
bilemiyorum .. ben onları esip geçmiş olabilirim..
ama farklı karakterlerin zaman zaman abartılı ..
hüzün öfke.. sevgi şefkat iniş çıkışlarını..
sevdim..
abartılılar mı evet..
gerçekler mi peki evet..
kesinlikle evet..
daimi bir mizah duydusu var satır altlarında ve zaman zaman tavan yapıyor..


kitapta yeniden okumayı isteyeceğim paragraflar çok fazla aslında..

kitabı okurken.. ikisi de kendi tarzında düğümlere üflemiş..
düğümlerden dünyalar kurmuş..
iki kadını anmadan geçemedim..
bu dünyadan göçüp giderken..
bana bıraktıkları..
incecik düğümlü iki örtüyü..
saklı oldukları yerden çıkardım..
gözümün önüne koydum..
gönlümü okşasınlar diye..


kitaptan tek bir cümle alıntılasam.. ne olurdu diye düşündüm.. sanırım bu cümle..
"erkekler kadınların dünyasına hayret ve hürmet etsin yeter.. o da işte erkeklerin kadınlara üflediği nefes olur..
kadınlar sürekli yıkılan dünyalarını hürmet ve hayreti gördüklerinde yeniden kurmaya kudret bulurlar.. " 


Akademisyen Özlem Ezer kitapla ilgili değerlendirmesinde..   
"Romanın içinde herşey olsun istemiş yazarı: Aşk, macera, güncel politika, tarih, İslam, mitoloji, kadınların ikilemleri, toplumsal cinsiyet rollerini ve oryantalizmi sorgulamak. Soluğu kesiliyor insanın okurken. Şikâyetçi miyim? Asla."  demiş..
Benimkinden çok daha etraflı bir eleştiri okumak isterseniz..tık...


Ece Temelkuran
Düğümlere Üfleyen Kadınlar 
Everest Yayınları, Birinci Basım, 2013, 480 sayfa

YIĞIN OLARAK KİTAP



25 Şubat 2013 Pazartesi

KARIŞIK KASET/UYGAR ŞİRİN


Gönderen: Leylak Dalı


"Karışık Kaset" Uygar Şirin'in üçüncü romanı imiş ama benim okuduğum  ilk kitabı oldu. Kitapta Ulaş ve İrem'in öyküsü anlatılıyor, aslında daha çok Ulaş'ın. Fonda Türk Pop Müziğine damgasını vurmuş şarkılar çalıyor. Çalmıyor tabii ki, okuyorsunuz ama o anda unuttuğunuzu sandığınız o şarkılar hafızanızın derinliklerinden bir yerlerden çıkıp geliveriyor. Ulaş'ın hayal kırıklıklarının, özlemlerinin, sevinçlerinin, acılarının eşlikçisi oluyor. 20 yıl süren ama bir türlü tam anlamıyla başlayamayan bir ilişkiye tanıklık ediyor ve bazen Ulaş'ı kolundan tutup "Hadi be, daha ne duruyorsun?" demek istiyorsunuz. Hoş, akıcı, bazen iç burkucu bir öykü "Karışık Kaset". Kitap bittiğinde içimden bir eski şarkı dinlemek geldi; İskender Doğan'dan "Kan ve Gül"ü dinledim, gülümsedim.

Bu ara okuduğum en iyi kitaplardan biri, size de öneririm...

Karışık Kaset/Uygar Şirin
Kırmızı Kedi Yay./2012, 1.bası/292 sayfa/20 lira
Roman
 

24 Şubat 2013 Pazar

22 Şubat 2013 Cuma

GÖRSEL OLARAK KİTAP 4



“Bir kitabı asla cildine bakarak yargılamayın”
― Stanley Victor Paskavich


ANNA'NIN YEDİ GÜNAHI/LENA DİVANİ

Gönderen: Mine Hanımın Günlüğü



Kocası tarafından aldatılan Anna'nın hayatındaki çelişkili değişimleri, yedi ölümcül günahlardan her biri (kıskançlık, öfke, tembellik, şehvet, oburluk, kibir, açgözlülük) bir bölüm başlığı olacak şekilde ve İlahi Komedya'dan ikişer satırlık alıntılarla, kendinin ve çevresindeki kadınların gözünden okuyoruz.
Yunanistan'lı yazar Lena Divani'nin Helikopter Yayınları'ndan çıkan kitabını, akıcı uslubu ve kurgusuyla, Ari Çokona'nın temiz çevirisiyle çok keyif alarak okudum. Tavsiye ederim.
Mine Hanım'ın Günlüğü

Anna'nın Yedi Günahı/Lena Divani
Helikopter Yayınları/2009/1.Baskı
Çeviren: Ari Çokona

21 Şubat 2013 Perşembe

LOGOS/İLHAN BERK


Gönderen: Düşlerin Rengi

 

"Logos", İlhan Berk'in şiir için yazdığı denemeleri içeren bir kitap. Çizimlerle birlikte 61 sayfa.

Beni en çok etkileyen yazı ise;
 
"Giacometti , atölyesinin pencere kıyılarına, oraya buraya birikmiş tozların alındığını görünce çılgına döner. Çöpler, artıklar, is-pis, toz-toprak, bir kıyıya atılmış eski püskü nesneler, şeyler; derimize yapışmış, bizimle gidip gelen, neredeyse de bizim olmuş varlıklardır. Atılmaz, atılamazlar. Nice yaşamımıza karışmışlar, tanık olmuşlar."
 
Kitabı  şiire tutkunlar için tavsiye edebilirim... 
 
Logos/İlhan Berk
YKY/1996, 1. bası/61 sayfa
Çizim-Şiir
 

ONCA YOKSULLUK VARKEN/EMİLE AJAR


Gönderen: Bir Dilim Sohbet


Zorba'dan sonra hakkında yazılması zor kitaplardan biri daha: Onca Yoksulluk Varken. Ya da şöyle diyeyim, demi oturmadan yazılamayacak kitaplardan biri daha...

Çok iddialı bir cümleyi hiç tereddütsüz ve rahatça kuracağım: Tek bir kitap okuma hakkım olsaydı, hiç düşünmeden Onca Yoksulluk Varken'i seçerdim. Neleri geride bıraktığımı biliyorum ama öyle.

Momo ve Madam Rosa'nın hikayesi bu dünya üzerinde varolan tüm duygulara karşılık gelen bir hikaye. 'Torba'nın içinde ne ararsan var; aşk, hüzün, yalnızlık, sevgi, terkedilme, bağımlılık, tutku, şevkat, ihanet, bir kadından daha kadın erkekler, bir erkekten daha erkek kadınlar...

İşte bu yüzden bir kere değil, ömrün farklı duraklarında yine yine yine okunması gereken bir roman... Her seferinde vuracağı nokta farklı olacaktır hiç şüphesiz. Gerçi siz bir kere okuyun da, nasılsa zamanı gelince yeniden okumak istersiniz.

Onca Yoksulluk Varken/Emile Ajar
Agora Kitaplığı/2009, 1. bası/197 sayfa/20 lira
Roman
Fransızca'dan çeviren: Vivet Kanetti

20 Şubat 2013 Çarşamba

ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 9


Gönderen: Banu Özkan Tozluyurt





 


"Hayat Çocukla Güzel"in yazarı ve "İmza Kızın" proje ekibinden eğitmen, yaşam koçu sevgili Banu'nun kitaplığı bu haftaki Çarşamba kitaplığımızın konuğu. Hayli zengin bir kitaplık görüldüğü gibi. Banu'ya "Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin" diyoruz...


ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 8

Gönderen: yüreğine gülümse 




blog sahibesinin ..
bloğunda yayınladığı ..
noktalı çizgili..
bir şiirini bu güzel kitaplığın fotoğraflarının altına alıntılamak istedik ..

"Ve ince çizgiler çiziyorum.
Hayatla ölüm arasındaki
Soluk aldığım anlara.
Umut ışığı olur mu acaba,
Avucumdan bırakmadığım
Ufacık bir nokta?.."
Ş.Ö


19 Şubat 2013 Salı

İKİ KİTAP BİRDEN


Gönderen: Leylak Dalı


ÖLMEYİ BİLEN ADAM-MUHSİN ERTUĞRUL/AYŞEGÜL ÇELİK



Türk tiyatrosunun kurucusu denebilecek bir kişinin, Muhsin Ertuğrul'un yaşam öyküsü "Ölmeyi Bilen Adam". Çocukluğundan başlayan tiyatro sevdası adım adım yazıya dökülmüş bu kitapta. Tiyatronun ciddi bir iş olduğunu anlatabilmek, bir tiyatro okulu kurup geliştirebilmek ve kaliteli eserleri Türk tiyatrosuna kazandırabilmek için ciddi güçlüklere göğüs geren, büyük çabalar sarfeden bir adamın hikayesini, tırnaklarıyla kazıyarak meydana getirdiği ve zaman zaman ona ihanet eden bir oluşumun hikayesini okuyacaksınız. Onunkiyle birlikte Naşit'in, Afife Jale'nin, Bedia ve Refet Muvahhit'in, Neyyire Neyir'in, Vasfi Rıza Zobu'nun ve daha pek çoğunun yaşamlarına ve imkansıza ulaşmak için verdikleri çabalara da dahil olacaksınız. Eminim ki son sayfayı da okuyup bitirdiğinizde Muhsin Ertuğrul'a ve tiyatronun bu ölümsüz isimlerine olan saygınız bir kat daha artacak...


Ölmeyi Bilen Adam-Muhsin Ertuğrul/Ayşegül Çelik
Can Yayınları/2013, 1.bası/238 sayfa/18 lira
Yaşam öyküsü



ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK/JOHN BOYNE



Bir İkinci Dünya Savaşı ve Yahudi dramı "Çizgili Pijamalı Çocuk". Çocuk kitabı özelliği taşısa da ibretlik bir öykü. Esasen bildiğimiz bir konuyu işliyor ama Bruno ve Smuel'in ön yargısız, sıcak ve saflığı yürek yaralayan dostlukları burnunuzun direğini sızlatıyor okurken. Savaşa ve savaşa neden olanlara lanet okuyorsunuz ve keşke dünyayı çocuklar yönetse diyorsunuz...


Çizgili Pijamalı Çocuk/John Boyne
Tudem Yay./2007, 1.bası/208 sayfa/14,5 lira
Çeviren: Tayfun-Tülin Törüner
Roman

BAYAN BRODİE'NİN BAHARI/MURİEL SPARK

Gönderen: Lalenin Bahçesi


Bayan Brodie görüp görebileceğiniz en tuhaf öğretmen. Ne bir Çalıkuşu'nun Feride'si ne de Ölü Ozanlar Derneğinde ki John Keating.
 
1930’ların İngilteresinde, kendi takımını kurduğu altı öğrencisi üzerinde kendi ideallerini gerçekleştirmeye çalışan bir öğretmen o…Sizin için hayatımın baharında, kendi hayatımdan vazgeçtim der sık sık.
 
Sürekli zaman sıçrayışları olan, bir öğleden sonrayı okurken bir de bakmışsınız sizi otuz yıl öğleden sonrasına götüren bir roman Bayan Brodie’nin Baharı…
 
Ölmeden önce okumanız gereken 1001 kitap arasında da yerini almış.


Bayan Brodie'nin Baharı
Muriel Spark 
Çeviren :  Püren Özgören
Siren Yayınları,  2012,162 sayfa
Roman



18 Şubat 2013 Pazartesi

SUFLE/ ASLI E. PERKER


 Gönderen: Merve Kocabıyık
 


Dünyanın üç farklı yerinde yaşayan üç farkli kişinin hayatından kesitler sunuyor kitap… Kitabın başlaması bu üç kişinin yaşadığı ayrı ayrı şoklara dayanıyor ve bu üzüntülerin atlatılmasında yemek yapmanın terapi etkisi anlatılıyor.

İstanbul’da yaşayan Ferda annesinin kaza geçirdiğini öğreniyor, huysuz ve yatalak annesine bakarken dertlerini yemek yaparak aşıyor.

Paris’te yaşayan Marc, uzun yıllardır evli olduğu eşini bir gün aniden kaybediyor ve bu dayanılmaz boşluğu yemek yapmayı öğrenerek doldurmaya çalışıyor.

Ve benim için en hazin hikayeye sahip Lilia, kendi yalnız dünyasını ve yıllardır evli olduğu halde bir yabancıdan farksız olan hasta eşine bakarkenki bunalımını yemeklerinde unutmaya çalışıyor.

Ve üçü tarafından da defalarca denenen ve bir türlü ortasının çökmesi engellenemeyen sufle…

Kitap sürükleyici, akıcı evet ama doyurucu, öğretici diyemem… Ben yine de vakit kaybı olarak görmüyorum ama tercih sizin…

Aslı E. Peker
Sufle, Doğan Kitap, 2011, 308 sayfa
Roman

 

KADINLAR OKULU/ ANDRE GİDE

Gönderen: SelginGB

Bundan yaklaşık yüzyıl önce yaşayan bir kadın. Bu kadının günlüğü ile başlıyor sayfalar bizi içine almaya. Bir genç kızın nişanlısı için çarpan kalbinin sesini okuyoruz ilkin. Genç kız, kendini nişanlısına adamaya hazır. Körkütük hayran genç adama. Müstakbel eşini ve gelecekte kuracağı evliliği hayatının amacı olarak belirliyor.

Aradan yıllar geçiyor. Bu sefer evliliğinde uzun yol almış, yorgun bir kadının kaleminden kağıda süzülen kelimeler sayfalarda yerini alıyor. Önce kadının evlenmeden önce nice hayran olduğu adamın yıllar içinde değiştiğini sanıyoruz. Durağan bir anlatımla sayfalar boyu ilerlerken aslında değişenin adam değil, kadın olduğunu anlıyoruz. Kadın her ne kadar kendini adamış olursa olsun, kendi değişimine engel olamamış, adamın başta hayranlık uyandıran yönleri olabildiğine gözüne batmaya başlamıştır.

İkinci kitapta, bu sefer adamı dinliyoruz. Bu bir bakıma, her şeyin aslında bir de öbür tarafının olduğunun sağlaması. Adam içtenlikle bize içini döküyor görünse de bize bilmemizi istediklerini anlatıyor.

Üçüncü kitap ise anneye yürekten bağlı, babaya uzak, ikinci kuşağın, çiftin kızlarının sesini bize ulaştırıyor. Burada kızları, kendi hikayesi üzerinden bizlere daha sonraki kuşakta evlilik kurumuna bakışa değişimi gösteriyor .

Üç isimle ulaşmış bu kitap bize. André Gide,  Tahsin Yücel ve Paul Cézanne. Andre Gide’nin tartışılmaz sanatı, Tahsin Yücel’in benzersiz çevirisi ve Paul Cézanne’ın kapakta herşeyin özeti  bir tablosu. Sonuçta ortada bir solukta okunan bir kitap var. Aslına bakılacak olursa, üç kitabın toplamı iki yüz sayfa. Öylesine yoğun bir anlatımla karşı karşıya kalıyoruz ki, kitap bittiğinde sanki dört yüz sayfalık, soluksuz bir maratondan çıkmış gibi oluyor insan. Baş kahraman Eveliné’in zaman içindeki düşünsel evrimi, kocası Robert’in günümüz snoblarına yansıması, Geneviéve’de anlatım bulan cinselliğin keşfi ile birlikte feminizmle karışık, karmakarışık duyguların aktarımı, Sara’yla güzelliğin, Giselé ile aklın tarifi…hepsi okuma keyfi açısından okuru müthiş mutlu ediyor. Bir de Dr Marchant’ın ağzından dökülen, yazarın kendini yansıttığını düşündüren bölümler var.

Son olarak karakterlerin ağzından, altı çizilen birkaç satır:

Robert: …gerek aile, gerekse tüm uygarlık içinde kadının görevi bence geleneği sürdürmektir, geleneği sürdürmek olmalıdır. Ve ancak kadın bu görevinin bilincine iyice vardıktan sonradır ki erkeğin düşüncesi serbest kalarak ilerleyebilir.

Geneviéve: Oyalanmayı sevmem ki ben de başkalarını oyalayayım.

Bayan Permentier: Sevgi içinde gelişiriz ama kendimiz tanımayı birbirimize karşı çıkarak öğreniriz.

Dr. Marchant: Bir insan kırkına gelip de insanlardan soğumamışsa, insanları hiçbir zaman sevmemiş demektir.

İyi kitap okumak isteyenlere şiddetle tavsiye edilir.

André Gide
Kadınlar Okulu,
Çeviren: Tahsin Yücel
Can Yayınları, 2011 200 Sayfa
Roman
 
 

17 Şubat 2013 Pazar

PAZAR EL EMEĞİ 5

Gönderen: atalet


mantar pano..
buzdolabının kapağı 
operasyonmmerkezi..
ben çok kullanırım.
ilham veren dergilerden yırtılmış resimler..
davetiyeler..
kartpostallar..
alınacaklar ödenecekler listeleri..

tamam mikrosoftla efenim apple'la bu işler daha kolay belki artık.
pinterest daha keyifli ama..
eski usule de hala hayatta yer var..

çekirdek bile odasında..hem dijital slayd şow gösteren fotoğraf çerçevesini hem de duvarlara astığı fotoğrafları bir arada kullanıyor..
kara tahtası var ona da mesajlar yazıyor..
yani herşeye yer var hayatımızda henüz..
o yüzden bu kez..
eski usul organizasyon alanı oluşturuyoruz..
hem yazmakla bağlantılı..
hem geçmişten bir malzemeyi korumakla..
hem de..
bir nesneye başka bir işlev vermekle..
o yüzden düşündüm tam kitaplık kurduna göre..
=)

göreyim bakayım dersen..


15 Şubat 2013 Cuma

NEDİM GÜRSEL/AŞK KIRGINLIKLARI

Gönderen: Özlem Öztürk



 Sevdiğiniz bir yazarın yeni çıkacak kitabını beklemek ne garip bir duygudur; okumanın keyfini bilmeyene ne kadar atlatsan, eksik kalır anlattıkların.

''Aşk Kırgınları'', benim için uzun bir bekleyişin ardından geliyor sonunda. Nedim Gürsel'in kaleminden hangi şehrin sokaklarında gezeceğimi biliyorum: Venedik.

Yıllar önce beraber aynı şehrin sokaklarında dolaştığımız olmuştu. ''Resimli Dünya'' isimli kitabında, romanın kahramanı Sanat Profesörü Kamil Uzman'ın bu şehirde yaşadığı gibi hayal kırıklıkları değil ama başka türlüsü düşmüştü yüreğime.

Kamil Uzman'ın ardı sıra Bellini'lerin peşinden o kadar sürüklenmiştim ki, şehre gittiğimde Accademia'nın kapısında bulmuştum kendimi. Hüsran müzenin bilet gişesinde çıkmıştı karşıma. Bellini'lerin tablolarının olduğu galeri bir müddet kapatılmıştı.

Şimdi yine Venedik'te Nedim Gürsel. Yaşamayı çok sevdiğini düşündüğüm hayal kırıklıkları, yine yazara yol arkadaşı. Bu sefer Thomas Mann'ı almış yanına, şehrin dar sokaklarında peşine düşülen bir sevgilinin gölgesini arıyor. Venedik, her geçen gün denize doğru adım adım yürürken, Nedim Gürsel şehrin içine doğru ilerliyor. Başka kimler yok ki yanında?

Marcel Proust var mesela: Önce annesiyle varıyor paslı şehre, sonra sadece yalnızlığını alarak geliyor bir daha. Aragon, bu şehirde kalbinin kırıklarını toplayıp dönüyor Paris'e. George Sand ve Alfred de Musset başka bir hikâyenin geçmişte kalmış konukları. Ah, Hemingway bir de! On dokuzunda bir İtalyanın aşkına emanet ediyor yaşını başını almış yıllarını...

Aşk, kırgınlıklarıyla beraber Venedik'e uğruyor bu sefer...

Kimbilir başka hangi şehirlere uğrayacak yeniden!

Nedim Gürsel
Aşk Kırgınlıkları,
Doğan Kitap, 2013, 144 sayfa

MARK CRİCK/ FELSEFEYİ MİZAH YOLUYLA ANLAMAK

Gönderen:bir adam bir kadın






Ucu bir arada : Felsefeyi Mizah Yoluyla Anlamak

Harvard'li felsefe profesoru Thomas Cathcart ve Daniel Klein'in kaleme aldigi, daha dogrusu felsefeyi espri yoluyla anlattiklari, guldururken dusunduren stand-up sonucu ortaya cikan kitap serisi; "Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer" , "Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington’a Gider" ve "Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu".

Bu kitaplarla ilgili "Felsefeyi espri yoluyla anlatiyor", "Felsefeyi sevmeyenler icin en guzel anlatim yolu" seklindeki yorumlari okumamis olsaydim da bu kitaplardan herhangi birini elime alirmiydim bilmiyorum. Serinin ilk kitabi "Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer" ile Felsefe dunyasina adim attayim dedim. Kitapla ilgili yazilar ve yorumlarda daha once karsilastigim gibi "bol bol guldum, gozumden yaslar geldi, felsefe bu kadar eglencelimiymis" diyemeyecegim ne yazik ki. Cogunu onceden de bildigim fikralari okumaktan, can SIKINTISIndan ve zorla kitap bitirmekten oteye gecemedi benim icin bu kitap.

Felsefe tarihiyle ilgili detaylarin ve sozlugun oldugu bolumlerin kitaba dahil edildigi yerin en sonda oldugunu kitabi bitirirken farketmem de bu memnuniyetsizligime tuz biber oldu sanirsam!

Sonuc olarak kitabi okudum da Felsefeyi anladim mi? hayir! Sevdim mi? ona da kocaman bir hayir!
Serinin kalan iki kitabini okurmuyum, okuyabilirmiyim orasi ise mechul :)

Detayli yazi icin buraya;tık




Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer
Aylak Kitap / 2010
Ceviri: Algan Sezginturedi
187 sayfa


Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington’a Gider
Pegasus Yayinlari/2011
Ceviri: Nihan Yegengil
180 sayfa


Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu
Aylak Kitap / 2010
Ceviri: Algan Sezginturedi
210 sayfa

14 Şubat 2013 Perşembe

LEYLA ERBİL/KALAN


Gönderenler: atalet ve Leylak Dalı

bugün ondört şubat ve dünya öykü günü..

geçmişi öyküleriyle saklayan insan geleceğe de öyküleriyle uzanabiliyor..
insanı dünyaya ve insanlara.. geçmişe ve geleceğe açan öyküyü kutlamak gerek..
üstelik   sait faik'in dediği gibi..
bir insanı sevmekle başladığına göre her şey..
ve bütün insanlarla paylaştıkça anlam kazandığına göre..
öyküyü14 şubatta kutlamak daha da anlamlı olacaktır..

türk edebiyatı öykücüleri açısından çok şanslı ..
bir ağızda ne kadar güzel isim sayabiliriz..
türk okuru bu yazarları kendi dilinde okuyabildiği için ne zengin..

bu yıl PEN öykü ödülü Leyla Erbil'e verildi..
PEN ödülle ilgili açıklamasında..
“Edebiyat alanındaki olağanüstü eserleri ve laik ve demokratik bir Türkiye yönündeki mücadelesi için bir şükran ifadesi olarak 2013 PEN Öykü Ödülü'nü usta yazarımız Leylâ Erbil'e sunmaktan kıvanç duyuyoruz. Yaratıcılığını bugüne dek aydın sorumluluğu ve hiç eksilmeyen gençlik coşkusuyla beslediği için kendisine teşekkür ediyoruz” dedi..
bu yıl dünya öykü günü bildirisini Leyla Erbil kaleme alacak..
ancak rahatsızlandığı için kutlama törenine katılamayacak..
o yüzden kendisi okuyamayacak..
ama  tam bu yazı yayına girdikten az sonra başlayacak olan törende onun adına..
PEN türkiye kulübünden biri..okuyacak bildiriyi..

kitaplık kurtlarının ikisi de..
kalan'ı okudu..
her ikisi de çok sevdi..

ama kitaptan söz etmek atalet'e..
fotoğraflamak leylak dalı'na düştü..

kalan.. benzersiz bir kitap..
soluksuz okunan bir eser..
ilk birkaç sözcükten sonra dalıp yazarın fikir ve kalem anaforunun peşine..
gidiyorsun..
çıkamıyorsun suyun yüzeyine bile..
ancak bittiğinde.. ancak bittiğinde.. derin bir nefes alıyorsun..

kalan insandan ve yaşananlardan yana bereketli bir kitap..
türkiyenin son yetmiş yıllık yaşamının..
gündemlerinin.. günlük yaşamının..
değerlerinin.. toplumsal ve kişisel duygularının hızlı çekimi gibi..
öyle kısa ama derin ve etkili vuruşlarla ilerliyor ki..
nefesini bir tutuyorsun..
sayfalar aracılığıyla yaptığın zaman yolculuğu bittiğinde..
ancak farkediyorsun tutuyor olduğunu..
son sayfayı çevirip..
derin bir nefeslenip..
karşıya boşluğa dikiyorsun gözlerini kendi küçük yolculuğuna çıkıyorsun..

ben kitaptan bir tek cümle seçecek olsam..
"o nerden biliyor ki.. kimin etkisiyle böyle davrandığını" cümlesini seçerdim..
bir tek sahneyi  seçecek olsam
rosa'nın kurşun kalemi tam ortasından kırdığı sahneyi seçerdim..

kitaptan bana kalan.. "homerosrengi".. "kafkaiyen" sözcüğü.. kırmızı dans ayakkabıları.. farandola oynayan insanların adım sesleri.. inceden buğulu bir kadın sesiyle söylenen yunanca bir şarkı.. kavrulan helva kokusu..
sözcüklere yeniden aşık olmanın keyfi..

kitap arkası bu kez doğru söylüyor..
sözcükler tutunuyor leyla erbil'in kalemine ve devleşiyor edebiyat..

Leyla Erbil, 
Kalan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2012, 239 sayfa
Şiir/Roman

son not1:  homerosrengi nedir derseniz.. 
"Hiç “mavi” yoktu Homeros’ta; deniz “şarap gibi”ydi malûm ama öküzler de şarap gibiydi. Bir denize bakıyordu Gladstone bir öküzlere, aynı rengi görmüyordu. Bazen “ioeis” yani menekşe moru da oluyordu deniz ama yün de menekşe moruydu Homeros’un gözünde, dağlar da, demir de. "                             
Yasemin Çongar,  Homeros’un renkleri ve dil kâşifliği,
son not2: kitapla ilgili leyla erbil'le yapılan röportajı okumak arzu ederseniz..  tık


Bu yazı kitaplık kurtlarının ortak prodüksiyonudur..
                                                   

DUYGU ASENA/AYNADA AŞK VARDI, ASLINDA AŞK DA YOK

Gönderenler: atalet ve Leylak Dalı


14 şubat.. sevgililer günü..
sabah Murathan Mungan'la başladık..

14 şubat.. 
aynı zamanda..kadınlara karşı şiddeti kınamaya yönelik.. 
Direnin, Dansedin, Ayaklanın!
sloganıyla organize edilen  yüzyılın en büyük kadın eylemi için seçilen tarih..
kızkardeşler dünyanın her yerinde meydanlarda toplanacak..
tam bu yazı yayına girdiği zamanda..
 aynı müzikle "kır zincirlerini" şarkısının ritmiyle.. dansedecekler..

o zaman biz de kitaplık kurtları olarak..
sevgili Duygu Asena'yı anmadan geçmeyelim dedik..
duyarlı akıcı .. yalın ve etkileyici anlatımıyla..
okuru içine alıveren olay örgüleriyle.. yumuşak sesli bir yazar diyebilirim..
kitaplığımdaki en özel kitaplardandır onun  kitapları..

tüm eserlerinde hemcinslerine onuruna, kişiliğine, yaşamına sahip çık mesajını vermeye  çalışan Duygu Asena'nın,
başlığında "aşk" içeren üç kitabı var ..

Aynada Aşk Vardı
Aşk Gidiyorum Demez
Aslında Aşk da yok



onurlu aşklar.. sevgiler günü olsun bu 14 şubat..
kadın onuruna saldırılar son bulsun..
kutlamayı duygu asena'nın dileğini tekrarlayarak yazalım..

"eşit .. özgür.. mutlu.. güçlü.. bir yaşamınız.. aşk yaşamınız  olsun.."



Duygu Asena, 
Aslında Aşk da Yok, Afa yayınları, 1989. 4. basım, 206 sayfa
Aynada Aşk Vardı , Milliyet Kitapları,1997, 384 sayfa

" İyilikleri büyük bir abartıyla yaşayalım, onların kıymetini bilelim, ama kötülükleri sindirmeye çalışmayalım, onlardan kurtulmaya bakalım. Yani kötülüklere de hoşgörüyle ve gülümseyerek bakılırsa, o kötülükler hiç düzelmeden hep aynı kalmaz mı? 
Hem kendi özelimizde, hem de tüm hayatımızda."
                                                          DUYGU ASENA

Bu yazı  Kitaplık Kurtları editörlerinin ortak prodüksiyonudur.. =) 

MURATHAN MUNGAN/AŞKIN CEP DEFTERİ

Gönderen: Leylak Dalı


"aşk büyümeyi bilmiş insanların çocukluğudur belki de, ancak kanatlarını büyütebilmiş insanları hak eder" demiş.. Murathan Mungan..
"Aşkın insana öğreteceği pek çok şey ve pek az şey vardır. Aşk da hayatın diğer öğretmenleri gibi büyük ölçüde öğrencisine bağlıdır." demiş hem de..
"Aşk her mekâna kendi rengini verir. Dünya değişti sanırız." demiş bir de..
"Edebiyat aşkın en büyük sığınağıdır. " demiş en önemlisi .. Aşkın Cep  Defteri'nde..
" Öncesiz çiçekler mi birdenbire açıveren aramızda
  Yine mi, daha mı, hâlâ mı aşk
  Ümit var mı hâlâ aşktan, hayattan
  Kime ne, sana ne, bana ne, bana ne
  Yalnızca aşk olsun istiyor insan"

 Aşkın Cep Defteri/Murathan Mungan, 

 Metis Yay./2012, 1. bası/154 sayfa 
 Deneme, aforizma, şiir


13 Şubat 2013 Çarşamba

KİTAPLIK KURTLARI BİLDİRİYOR




yarın 14 şubat..
sevgililer günü..
ama en güzel aşk romanlarından alıntılar yaparak.. en güzel aşk romanları listeleri hazırlamak yetmeyecek..
çünkü ayrıca başka "önemli gün"ler için de seçildi bu tarih..
yarın 14 şubat.. 
ve dünya üzerinde milyonlarca kadının.. kadına karşı şiddete hayır demek için.. çocuk gelinlere hayır demek için.. zincirleri kırmak için.. yüzyılın en büyük kadın eylemi için bir araya gelmek üzere seçtikleri gün..
ve.. aynı zamanda dünya öykü günü..
 2012 PEN edebiyat ödülünü alan Leyla Erbil'in yazdığı dünya öykü günü bildirisinin yayınlanacağı gün..
o yüzden yarın 14 şubat kitaplık kurdunda hareketli.. bereketli bir gün...
bugün iyi dinlenin.. kitabınızı içeceğinizi alıp keyif yapmak için güzel bir gün...

ÇARŞAMBA KİTAPLIĞI 7


Gönderen: Funda Cantek

 

 
  
 

 
 

Funda Cantek ve eşinin  hayli zengin kitaplıklarının bir bölümü bugün "Çarşamba Kitaplığı"na konuk oldu.


12 Şubat 2013 Salı

"KİTAP KARDEŞLİĞİ" HAKKINDA BİR DUYURU


Gönderen: Melike Yılmaz





"Yüzyıllık Yalnızlık", kitap okuyanların adını duyduğu, bildiği bir kitap. 

Kitap hakkında değil de kitap kardeşliği hakkında bir iki kelam etmek isterim. Kitap kardeşliği için, bu ay başlatılan bir kitap okuma grubu demek yanlış olmaz galiba. Twitterdan takip ettiğim StylOPuNK'ın (https://twitter.com/felsedeb) "Yüzyıllık Yalnızlık okuyacağım. Kimler bana katılır?" sorusuyla tabiri caizse çığ gibi büyüyüp -yanlış hatırlamıyorsam- 110 kişinin katıldığı bir etkinlik oldu. Peki, kitabı böyle çok kişiyle okumanın güzel tarafı ne? İnstagram, twitter, facebook ya da vikitap üzerinden kitapla ilgili yorumlarımızı yapıp, fotoğraflar paylaşıyoruz. İnanın aynı cümlenin altını çizdiğiniz insanların varlığını bilmek çok güzel. Hem bir sorumluluk da oluyor her boş vaktinizde kitaba koşuyorsunuz. Tatlı bir yarış gibi aslında.

Şubat ayı kitabı Yüzyıllık Yalnızlık'ı 15 şubatta bitireceğiz. Mart ayı içinse önerilen 5 kitap içerisinden oylamayla "Amin Maalouf/Doğudan Uzakta" kitabı seçildi. Katılmayı düşünen ya da kitap kardeşliğini incelemek isteyenler için ulaşım adresleri şunlar:

Facebook - kitap kardeşliği 2013
Twitter - felsedeb , #kitapkardesligi(tag)
İnstagram - stylopunk
Vikitap - Gruplar/kitapkardesligi

İyi okumalar.



VAROLMAYANLAR/DOĞU YÜCEL


Gönderen: Sevi Öztekin

 


Kitabın konusu, sadece günlük yazan son derece dakik bir gerçekçinin, içindeki hayalciyi ve daha da iyisi kaleminden çıkanlarla gerçekliği değiştirebileceğini keşfetmesini sağlayan olaylar zinciri, sonrasında da, dünyanın başına gelenler.

Yazar Doğu Yücel de şöyle anlatıyor kitabının konusunu:

"Kitabın çıkış noktası “yazdıklarımız gerçekleşebilir mi?” sorusuydu. Hatta “yazdıklarımız gerçekleşiyor olabilir de biz fark etmiyor muyuz?” sorusu da olabilir bu. Çünkü gerçekten de insanlık tarihine ve sanat tarihine baktığımız zaman yazarların hayal ettiği birçok şeyin gerçekleştiğini görüyoruz. Jules Verne’in Aya Seyahat kitabı buna çok sık örnek gösterilir. Ama mesela Martin Luther King’in o meşhur “bir hayalim var” konuşmasını düşünelim, o hayalin günümüzde, en azından belli bir çerçevede gerçekleştiğini görüyoruz. O bir konuşma olabilir ama sonuçta o konuşmadan önce Luther King onu kaleme aldı. Bunun dışında edebiyat ve özellikle de fantastik edebiyat yaşadığımız gerçekliği her zaman eğip bükmüş, ona yeni bir çehre kazandırmıştır. Boris Vian, Dostoyevski, Goethe okuyan birinin hayata daha önce baktığı gibi bakmayacağı ortadadır. O kişinin hayata bakış açısı değiştiğinde hayatın kendisi de biraz olsun değişmiş demektir. İşte tüm bu beyin fırtınasından Varolmayanlar çıktı diyebilirim. Genç bir iş adamı bir gün babasından kalan antika bir kalemle bir hikaye yazar ve ertesi gün gazetede o hikayenin bire bir gerçekleştiğini okur. Bu gizemi çözmeye çalışırken kendisini dünyanın kaderini elinde tutan bir komplonun parçası olarak bulacaktır…"


Hayal edilen ve yazıya dökülen şeylerin gerçekleşme  ihtimali üzerine  yazılmış bir dünya kitap ve bir o kadar film olsa da, bu kitabı diğerlerinden farklı ve benim açımdan bir adım ileri götüren özellikleri sıralamak istiyorum:

1-Katman katman ilerleyen hikayede, kahraman da biz de bir noktada neye inanacağımızı şaşırıyoruz. Her sayfa bize farklı gerçeklikler açıyor. Kabul etmek gerekir ki, 179. sayfaya kadar çok yavan ilerleyen bir ergen hikayesi gibi gözükürken, bu sayfadan sonra sanki kalemi bir başka yazar alıyor ve şık bir kurgunun içinde buluyoruz kendimizi.

2-Alıntı ve göndermelerin bol oluşu, yormayan bir zenginlik katıyor. Yusuf Atılgan'dan Edgar Allan Poe'ya, Edward Makaseller'den, efsane grup Pentagram'a çok fazla tanıdık isim bir arada, onları görmek ve alıntıları okumak yüzümüze her seferinde keyifli bir gülümseme  yerleştiriyor.

3-İstanbul'un çeşitli semtleri ve iyi bildiğimiz sokakları küçük değişikliklerle karşımıza çıkıyor, kahramanla beraber Haşim İşcan Geçidi'nden bisiklet alıp Sirkeci'den trene atlıyoruz. Şimdilik Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ni gözetleyebileceğiniz bir Notos Oteli olmayabilir ama bilmem, hayal edildiğine göre,  silueti her an Zuhuratbaba sırtlarında yükselebilir...

4-Daha önce sözünü ettiğim 179. sayfada "suare" yerine "matine" sözcüğünün kullanılması hayal kırıklığı yaratıp kitabı fırlatıp atmamıza yol açsa da, sakinleşmek için tatlı bir şeyler yedikten sonra ;) kitabı mutlaka tekrar elimize almalıyız. Çünkü o cümleden sonra sanki gerçekten başka bir yazar alıyor kalemi ele ve hikaye bir felsefe edinip boyut değiştiriyor. Kabul, ara ara yine belden aşağı sığ cümleler geçse de, bunu takmıyor, yazarımızın ve daha önemlisi baş kahramanımızın  yaşının küçük oluşuna veriyoruz.

Kapak tasarımının bana sıkıcı geldiğini belirtmek istiyorum. İnsanda merak uyandıran bir tasarım değil. Sanırım göstermeyen gözlükleriyle hepsi birbirinin aynı, şehir tipi sıkıcı insanlara gönderme yapılıyor ve kahramanımızın onların arasından sıyrılması simgeleniyor. Y harfinden damlayan mürekkeple kahramanımıza babasından geçen mürekkep renkli kan hatırlatılıyor, klişe ama güzel. Bir de neden gerek görüldüyse: "Varolmayanlar"ın simgesi gibi görünen büyük V harfi "V for Vendetta" filmini anımsatıyor .

Son olarak, kitabın son derece sürükleyici olduğunu, 24 saatten kısa bir sürede okuduğumu belirtmek istiyorum.  Çabucak ve hiç sıkılmadan bir roman okumak isteyen ama hafif aşk romanları ya da birbirinin kopyası polisiyeleri kendine yakıştıramayanlara özellikle tavsiye ediyorum.

Bu kitabı bana ödünç veren Beyaz Kitaplık’a teşekkür ediyorum.

Varolmayanlar/Doğu Yücel
Doğan Kitap/2011, 1.bası/440 sayfa
Roman
 


HANGİ KİTABI ARAMIŞTINIZ?